Çocuğun Verdiği Zararı Anne-Baba Öder mi? TMK 369 Ev Başkanı Sorumluluğu, Kurtuluş Kanıtı ve Yargıtay 2026

Kısa cevap: Kural olarak evet. Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesine göre ev başkanı (çocuğuyla birlikte yaşayan ve gözetimini elinde tutan anne ya da baba), ev halkından olan küçüğün üçüncü kişilere verdiği zarardan, onu gerekli dikkat ve özenle gözetim altında bulundurduğunu ya da bu özeni gösterseydi dahi zararı önleyemeyeceğini ispat edemedikçe sorumludur. Bu sorumluluk kusura dayanmayan bir sebep sorumluluğudur; “çocuğuma sürekli öğüt verdim” gibi soyut savunmalar tek başına kurtuluş kanıtı sayılmaz. Tazminat davası aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde açılır; zarar gören, küçün ve ebeveynin birlikte veya ayrı ayrı sorumluluğunu talep edebilir.

Çocuğunuz okulda bir arkadaşının gözüne dirsek attı; mahallede top oynarken komşunun arabasının camını kırdı; ya da daha ağırlısı, evde bulduğu tüfekle bir yakınını yaraladı. Birkaç hafta sonra kapınıza bir dilekçe gelir: karşınızda ceza davası değil, doğrudan size yönletilmiş bir maddi ve manevi tazminat davası bulunmaktadır. Peki fiili işleyen küçük, ceza ehliyetinden bile yoksunken bu borcu neden siz ödüyorsunuz?

Sorunun yanıtı, çoğu ebeveynin haberdar olmadığı bir düzenlemede gizlidir: ev başkanının sorumluluğu. Hukuk düzeni, çocuğu gözetim altında tutan kişiye bu görevin doğal sonucu olarak bir ödev yükler; ödev yerine getirilmezse zarar gören üçüncü kişinin korumasız kalması kabul edilmez. Bu yazıda TMK m. 369’un çerçevesini, hangi hâllerde ebeveynin kurtulabildiğini, Yargıtay’ın somut vakalarda uyguladığı ölçütleri ve İstanbul’da bu davaların pratik seyrini adım adım anlatıyoruz.

Çocuğun Verdiği Zarardan Kim Sorumludur?

Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesi uyarınca ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur. “Ev başkanı” kavramı yalnızca babayı değil, çocuğun birlikte yaşadığı ve fiilen gözetimini yürüten her ebeveyni kapsar; uygulama da anne ve baba hakkında birlikte dava açıldığı dosyalarla doludur.

Bu sorumluluğun doğası önemlidir: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28.01.2015 tarihli, 2013/1373 Esas, 2015/787 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere ev başkanının sorumluluğu, kusura dayanmayan, yasal gözetim ve özen ödevinin yerine getirilmemesinden kaynaklanan bir sebep sorumluluğudur. Yani zarar anında siz evde olmasanız, işte olsanız, hatta uyuyor olsanız bile bu sorumluluk doğar; kanun, gözetim ödevinin yerine getirilmediğini bir karine olarak kabul eder ve karineyi çürütme külfetini ev başkanına yükler. Buna karşılık ayırt etme gücüne sahip küçük de haksız fiilin faili olarak kendi ölçüsünde sorumlu tutulabilir; zarar gören, küçün ve ev başkanının sorumluluğunu birlikte ya da ayrı ayrı talep edebilir.

Ev Başkanı Sorumluluğunun Şartları Nelerdir?

Sorumluluğun doğması için aranan şartlar sınırlı ve nettir: İlgili kişinin ev halkından olması (küçük, kısıtlı, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kimse), bu kişinin hukuka aykırı bir fiille üçüncü kişiye zarar vermesi ve ev başkanının da kurtuluş kanıtı getirmemiş olması. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 22.12.2015 tarihli, 2015/764 Esas, 2015/20809 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere bu iki sorumluluk birbirinden farklı hukuki nedenlere dayanır ve zarar gören, küçün ve ev başkanına karşı birlikte veya ayrı ayrı davalar açabilir; aynı zarardan her ikisi de kendi malvarlıklarıyla ayrı ayrı sorumlu olur. Dilekçelerde bu sorumluluk genellikle müştereken ve müteselsilen talep edilir.

Şartlar bakımından iki yaygın yanlış anlama düzeltilmelidir. Birincisi: çocuğun ceza sorumluluğu olmaması (örneğin yaşının küçüklüğü nedeniyle cezalandırılamaması) tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; haksız fiil ile ceza birbirinden ayrı rejimlerdir. İkincisi: zararın bir “kaza” olarak gerçekleşmiş olması da tek başına kurtuluş anlamına gelmez; ölçüt, kazanın önlenebilir olup olmadığı ve gözetim ödevinin somut olarak yerine getirilip getirilmediğidir.

Kurtuluş Kanıtı Nedir, Nasıl İspatlanır?

Kanun ev başkanına iki ayrı kurtuluş yolu tanır. Birincisi, küçü gerekli dikkat ve özenle gözetim altında bulundurduğunu ispat etmektir. İkincisi, bu dikkat ve özeni göstermiş olsa dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmektir. 3. Hukuk Dairesi’nin 2015/764 Esas, 2015/20809 Karar sayılı kararına konu olan somut olay ders vericidir: Evlerinde kapının arkasında asılı duran tüfeği alan küçük, şaka amacıyla silahı maktule doğrultmuş ve silahın patlamasıyla ölüm gerçekleşmiştir. Mahkeme, anne ve babanın tüm tedbirleri aldıklarını ve gözetim görevini yerine getirdiklerini ispat edemedikleri, bir başka deyişle kurtuluş kanıtı getiremedikleri gerekçesiyle ebeveynler yönünden verilen reddin bozulmasına karar verilmesini uygun bulmuştur.

İspat ölçütü de somuttur; soyut savunma yetmez. Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/1373 Esas, 2015/787 Karar sayılı dosyasında ele alınan ve %70 zihinsel engelli dokuz yaşındaki bir çocuğun çakmakla çıkardığı orman yangınına ilişkin değerlendirmede Yargıtay, hâkimin gözetim ödevini değerlendirirken küçün yaşını, karakterini, olgunluk derecesini, tehlikenin varlığını ve çeşitlerini idrak edebilme ve bunları önleyebilme yeteneğini, sosyal çevreyi ve şartları göz önünde bulundurması gerektiğini belirtmiştir. Aynı değerlendirmede iki ilke açıkça vurgulanır: aile başkanı çocuğuna iyi terbiye verdiğini ispat ederek sorumluluktan kurtulamaz; soyut nasihat ve talimat verme, özen ve gözetim ödevinin yerine getirildiğinin kanıtı olamaz. Çocuğa “sakın ateşle oyna” demek ile yangın riski taşıyan bir çocukla silah/çakmak benzeri riskli araçların bulunduğu ortamda fiilen ilgilenmek, hukuk gözünde aynı şey değildir.

Hangi Durumlarda Ebeveyn Sorumlu Tutulamaz?

Kurtuluş kanıtı gerçekçi bir savunmadır ve Yargıtay’ın çizdiği sınır dengelidir. Hukuk Genel Kurulu’nun 17.06.2021 tarihli, 2017/1049 Esas, 2021/799 Karar sayılı, oybirliğiyle verilen kararına konu olan İstanbul dosyası bu sınırın en çarpıcı örneğidir: Bakırköy 7. Aile Mahkemesi’nin gördüğü davada, lise öğrencilerinin basket maçı sırasında davalıların oğlunun dirseği davacıların çocuğunun gözüne gelmiş ve yaralanma oluşmuştu. Yerel mahkeme tazminata hükmetmiş, dosya Yargıtay’a taşınmıştı. Hukuk Genel Kurulu, oyun oynama hakkının çocuklar için vazgeçilmez bir hak olduğu ve vazgeçilmez oyun hakkı kapsamında kalan, genelde tehlike yaratmayan bir oyun sırasında meydana gelen beklenmedik bir hareketten ev başkanlarının sorumlu tutulamayacağı sonucuna varmıştır; çocuğun mutad ve tehlikesiz bir aktivite yapmasının yasaklanması ebeveynden beklenemez.

Bu kararlar birleştiğinde pratik ölçüt şudur: Risk, çocuğun yaş ve olgunluğuna göre öngörülebilir ve fiilen önlenebilir idilerse (silaha erişim, gözetimsiz bırakılan küçük çocuk, daha önce tekrarlayan saldırgan davranışlar) ebeveyn sorumluluğu doğar; zarar, çocuğun yaş grubunda normal sayılan ve tehlike yaratmayan bir uğraşı sırasında beklenmedik bir hareketle gerçekleştiyse ebeveyn kurtuluş kanıtına yaklaşır. Kaldı ki hâkim, küçün gelişimi için özgürlüğün sınırlandırılmaması gerektiğini de dikkate alır; çocuklar için mutad sayılan oyunların yasaklanması istenemez.

Dava Kime, Hangi Mahkemede Açılır?

TMK m. 369 kaynaklı tazminat davaları, aile mahkemesi sıfatıyla görevli asliye hukuk mahkemesinde görülür; yukarıda andığımız üç Yargıtay dosyası da yerel aşamada ya aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde ya da bu nitelikteki mahkemelerde görülmüştür. Davada taraf teşkili önem taşır: zarar gören, fiili işleyen küçün (vasisi aracılığıyla) ve ev başkanı konumundaki anne-babanın birlikte davalı gösterilmesini ve sorumluluklarının müştereken ve müteselsilen tespitini talep edebilir. Ayrıca uygulanabilir hâllerde küçün ehliyeti ve temsili yönünden gereken velayet ilişkisi dilekçede doğru kurulmalıdır; eksik veya yanlış taraf teşkili dosyanın uzamasının başlıca sebeplerindendir.

İstem kapsamı bakımından zarar gören, maddi tazminatı (tedavi giderleri, onarım veya yenileme bedelleri, kazanç kaybı) ve ihlalin niteliğine göre manevi tazminatı birlikte talep edebilir. Ebeveyn yönünden savunma, kurtuluş kanıtı etrafında kurulur: olay öncesi ve anındaki gözetim koşulları, çocuğun yaş ve olgunluğu, riskin öngörülebilirliği ve alınan somut tedbirler delillerle (tanık, mesaj kaydı, eğitim ve sağlık kayıtları, olay yeri fotoğrafları) desteklenmelidir.

Tazminat Ne Kadar, Nasıl Belirlenir?

Miktar, zararın türüne göre biçimlenir. Maddi tazminatta fatura, onarım bedeli, bilirkişi raporu gibi somut veriler esas alınır; araç zararında ekspertiz, yaralanmada tedavi belgeleri belirleyicidir. Manevi tazminatta ise hâkim, ihlalin ağırlığını, tarafların durumunu, olayın oluş biçimini ve küçün yaşını dikkate alarak makul bir miktar belirler. Somut dosyalarda hükmedilen tutarlar olay şartlarına göre değiştiğinden buradan rakam vermek yanıltıcı olur; ölçüt, zarar ile orantılılık ve hakkaniyettir.

Bir nokta sık sorulur: ebeveyn kusurlu olmadığı hâlde neden “tam” tazminat öder? Sebep sorumluluğunun doğası budur; kusur aranmaz. Bununla birlikte zarar görenin kendi kusuru (müterafik kusur) tazminattan indirim sebebi olabilir ve bu, dava savunmasının ayrı bir cephesini oluşturur. Ayrıca hâkimin takdirinde, çocuğun ve ailenin ekonomik durumu manevi tazminatın ölçülülüğü bakımından değerlendirme unsuru olarak girer.

Dava Açma Süresi ve Zamanaşımı

Haksız fiile dayalı tazminat isteklerinde zamanaşımı, Borçlar Kanunu’nun 72/2. maddesindeki genel rejime tabidir: zarar gören, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl içinde ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl içinde dava açmalıdır. Zararı ve sorumluyu öğrenme, pratikte olayın ve failin tarafça bilinir hâle gelmesiyle başlar; on yıllık üst sınır ise gecikmiş tespit hâllerinde bile hakkın düşürülmesi sonucunu doğurur. Ebeveynler bakımından önemli pratik sonuç şudur: Çocuğunuzun karıştığı olayın ardından uzun süre sessiz kalınmış olması riskin geçtiği anlamına gelmez; ihtarname ve dava yıllar sonra da gelebilir, belge ve tanık kayıtlarının o günden saklanması gerekir.

İstanbul’da Bu Davalar Nasıl Yürüyor?

İstanbul, bu dava türünün en yoğun işlendiği kentlerden biridir ve Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/1049 Esas, 2021/799 Karar sayılı kararına konu eden dosya da Bakırköy 7. Aile Mahkemesi’nde görülmüştü. Kalabalık okullar, site ve apartman yaşamı, yoğun trafik ve oyun alanları; çocukların üçüncü kişilere zarar verdiği olayların sayıca arttığı bir ortam yaratır. İstanbul’da dosya, çocuğun yerleşim yeri ve olay yerindeki adliye dağılımına göre İstanbul Anadolu veya Çağlayan Adliyesi’ndeki aile mahkemeleri sıfatıyla asliye hukuk mahkemelerine düşer; aciliyet gerektiren hâllerde ihtiyati tedbir talepleri de bu dosyalarda gündeme gelir.

İstanbul pratiğinde üç nokta öne çıkar. Birincisi delil disiplini: Okul kazalarında okul yönetiminin tutanağı, kamera kayıtları ve tanık beyanları süre ile silinir veya kaybolur; olayın hemen ardından yazılı başvuru yaparak bu kayıtların muhafazasını talep etmek dosyanın kaderini belirler. İkincisi okul ve işleten sorumluluğunun ayrı değerlendirilmesi: Çocuğun gözetiminin bırakılmış olduğu kurumun kusuru, dava içinde ayrı bir sorumluluk cephesi oluşturur ve tazminatın paylaştırılmasını etkiler. Üçüncüsü bilirkişi ve kusur değerlendirmesi: İstanbul mahkemelerinde yoğun dosya akışı nedeniyle olayın teknik yönü (araç zararı, yaralanma derecesi) bilirkişiye bırakılır; bilirkişiye verilen soruların doğru kurulması, ebeveynin kurtuluş kanıtı stratejisinin parçasıdır. Süre, delil ve taraf teşkili hatalarının telafisi güçtür; bu nedenle süreç başlar başlamaz dosyayı bir avukatla birlikte kurmak en güvenli yoldur.

Sık Sorulan Sorular

Çocuğumun verdiği zarardan gerçekten ben öder miyim?

Kural olarak evet. TMK m. 369 uyarınca çocuğunuzla birlikte yaşayan ve gözetimini elinde tutan ebeveyn, “ev başkanı” sıfatıyla küçüğün üçüncü kişilere verdiği zarardan sorumludur. Bu sorumluluk kusursuz bir sebep sorumluluğudur; olay anında evde olmamanız veya çocuğunuzun daha önce hiç benzer bir davranış göstermemiş olması tek başına kurtuluş kanıtı sayılmaz. Ancak kanunun tanıdığı iki kurtuluş yolundan birini — gerekli özenle gözetim yaptığınızı ya da yapsanız dahi zararı önleyemeyeceğinizi — somut delillerle ispat ederseniz sorumluluktan kurtulabilirsiniz. Yargıtay’ın oyun hakkını koruyan kararları, çocuğun yaş grubunda normal sayılan aktivitelerdeki beklenmedik zararlarda ebeveyn lehine bir sınır çizmiştir.

“Çocuğuma sürekli öğüt verdim” savunması yeterli mi?

Hayır, tek başına yeterli değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/1373 Esas, 2015/787 Karar sayılı dosyasında ele alınan değerlendirmede açıkça belirtildiği üzere aile başkanı, çocuğuna iyi terbiye verdiğini ispat ederek sorumluluktan kurtulamaz; çünkü sorumluluk terbiyeden değil, gözetim ve özen ödevinin gerektirdiği somut tedbirlerin alınıp alınmamasından doğar. Soyut nasihat ve talimat verme, bu ödevin yerine getirildiğinin kanıtı olarak kabul edilmez. Sözgelimi ateşle oynamama konusunda uyarılmış bir küçüğün riskli bir araçla gözetimsiz bırakılması, verilen öğüdü hukuken anlamsız kılar. Savunmanın taşıyıcısı, olayın somut koşullarında alınmış gerçek tedbirlerin delilleridir.

Zarar gören yalnızca beni mi dava edebilir, çocuğum da mı davalı olur?

İkisini de dava edebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2015/764 Esas, 2015/20809 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere küçük, haksız eylemin faili olarak; ev başkanı ise TMK m. 369 uyarınca zarar görene karşı sorumludur ve bu iki sorumluluk farklı hukuki nedenlere dayanır. Zarar gören, küçün ve ev başkanına karşı birlikte veya ayrı ayrı davalar açabilir; aynı zarardan her ikisi de kendi malvarlıkları ile ayrı ayrı sorumlu tutulur. Uygulamada dilekçelerde küçün (vasi/velayıeten temsiliyle) ve anne-babanın birlikte davalı gösterilmesi ve sorumluluğun müştereken ve müteselsilen talep edilmesi yaygındır. Bu nedenle taraf teşkilinin doğru kurulması, savunma stratejisinin ilk adımıdır.

Okulda gerçekleşen zararda ebeveyn mi okul mu sorumlu?

İkisinin sorumluluğu ayrı rejimlere tabidir ve çoğu olayda birlikte değerlendirilir. Küçün gözetiminin bırakılmış olduğu eğitim kurumunun veya gözetimle görevlendirilmiş kişinin kusuru, borçlar hukukunun başkasının eyleminden sorumluluk hükümleri çerçevesinde ayrıca tazminat sebebidir; ebeveynin TMK m. 369 kaynaklı sorumluluğu ise çocuğun evdeki ve aile gözetimindeki durumuyla ilgilidir. Zarar okul saatlerinde ve okulun gözetim alanında gerçekleşmişse mahkeme, okul yönünden gözetim kusurunun varlığını ve ebeveyn yönünden kurtuluş kanıtını ayrı ayrı tartar. Somut olayda sorumluluğun nasıl paylaştırılacağı, delillerin niteliğine ve kurumun almış olduğu tedbirlere göre belirlenir.

Boşanmış ailelerde hangi ebeveyn sorumlu olur?

Sorumluluk, velayet ilişkisinden çok fiili gözetimle bağlantılı olarak değerlendirilir. “Ev başkanı” deyimi, küçün birlikte yaşadığı ve günlük gözetimini fiilen yürüten ebeveyni işaret eder; çocuğun velayeti kendisinde olmayan ancak yanında uzun süre kaldığı ebeveyn için de ilgili dönemdeki fiili gözetim koşulları esas alınabilir. Ayrıca Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/1373 Esas, 2015/787 Karar sayılı dosyasında olduğu gibi değerlendirme, küçüğün yaşı, olgunluk derecesi ve tehlikeyi idrak yeteneği gibi somut ölçütlere göre yapılır. Bu nedenle boşanma sonrası olaylarda hangi ebeveynin hangi dönemde gözetim yükümlülüğünde olduğu, paylaşım düzeni kayıtları ve mesajlaşmalar gibi delillerle ortaya konmalıdır.

Zarar gören ne zamana kadar dava açabilir?

Haksız fiile dayalı tazminat isteklerinde Borçlar Kanunu’nun 72/2. maddesi uygulanır: dava, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl içinde ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl içinde açılmalıdır. İki yıllık süre pratikte olay ve failin tarafça öğrenilmesiyle işlemeye başlar; on yıllık süre ise mutlak üst sınırdır. Süresi geçen istek zamanaşımı def’i ile karşılanabilir ve reddedilir. Ebeveynler açısından pratik sonuç şudur: çocuğunuzın karıştığı olayın ardından yıllar sonra bile ihtar ve dava gelebilir; olay gününe ait belge, fotoğraf ve tanık bilgilerini o günden itibaren saklamak gerekir.

Sonuç: Çocuğunuzun verdiği zarardan sorumlu tutulup tutulmayacağınız, kanunun koyduğu karine ile size tanınan kurtuluş kanıtı imkânının çatışmasına bağlıdır. Yargıtay’ın kararları bu dengeyi somutlaştırmıştır: risk öngörülebilir ve önlenebilir idilerse ebeveyn sorumludur; çocuğun yaş grubunda normal sayılan bir oyun sırasında beklenmedik bir hareketle zarar oluşmuşsa ebeveyn kurtulabilir. Dosyanızın bu ölçütler içinde nereye düştüğü, delillerin niteliği ve savunmanın doğru kurulmasıyla belirlenir. Çocuğun verdiği zarardan doğan tazminat davası hakkında deneyimli bir avukatın dosyanızı incelemesini isterseniz iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Yazan: Av. Merve Arı | İstanbul Barosu — Tazminat Hukuku. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; bağlayıcı hukuki görüş yerine geçmez. Çocuğun verdiği zarardan doğan sorumluluk ve tazminat süreleri, somut dosyanıza göre kişiye özel olarak değerlendirilmelidir.

0

Yorum Gönder