Apartman yönetimi kiracıya doğrudan icra takibi yapabilir mi sorusu, özellikle aidatların biriktiği, malik ile kiracı arasında ödeme sorumluluğunun birbirine atıldığı dosyalarda sıkça gündeme gelir. İstanbul gibi site ve apartman yaşamının yoğun olduğu şehirlerde bu uyuşmazlık çok daha görünür hale gelmiştir. Kiracı çoğu zaman “Ben malik değilim, bana takip yapılamaz” düşüncesindedir; yönetim ise çoğu zaman tüm borcu doğrudan kiracıdan istemeye çalışır.
Problem tam da burada başlar. Ortak gider, kapıcı ücreti, güvenlik, asansör bakım gideri, yakıt avansı ve gecikme tazminatı gibi kalemler düzenli ödenmediğinde yönetim tahsil baskısı altına girer. Malik şehir dışında olabilir, telefonlara çıkmayabilir ya da kiracı ile yaptığı sözleşmede aidat yükünü kiracıya bırakmış olabilir. Bu durumda kime takip yapılacağı, hangi miktarın istenebileceği ve kiracının ne ölçüde sorumlu tutulacağı ciddi bir hukuki tartışma yaratır.
Çözüm ise Kat Mülkiyeti Kanunu, kira sözleşmesi ve Yargıtay uygulamasını birlikte değerlendirmektir. Büromuzda sıkça karşılaştığımız dosyalarda, yönetimin sırf pratik olduğu için tüm borcu kiracıya yönelttiğini; kiracının da çoğu zaman itiraz etmesi gereken yerde ödeme yaptığını görüyoruz. Özellikle İstanbul avukat desteği alınmadan başlatılan takiplerde, sınırlı sorumluluk kuralı gözden kaçırılabildiği için gereksiz icra baskısı oluşabilmektedir.
Apartman yönetimi kiracıya doğrudan icra takibi yapabilir; ancak bu yetki sınırsız değildir.
Evet, yönetim kiracıya doğrudan icra takibi başlatabilir; ancak bunun sınırı vardır. Kat Mülkiyeti Kanunu m. 22 uyarınca bağımsız bölümü kullanan kiracı, intifa hakkı sahibi veya başka bir sebeple devamlı faydalanan kişi; ortak gider ve avans borcundan malik ile birlikte müteselsilen sorumlu tutulabilir. Ne var ki kanun, kiracının sorumluluğunu önemli bir sınıra bağlamıştır: kiracının sorumluluğu ödemekle yükümlü olduğu kira miktarı ile sınırlıdır ve yaptığı ödeme kira borcundan düşülür.
Bu nedenle yönetimin “malik bulunamıyor, o halde tüm birikmiş aidatı kiracı ödesin” şeklindeki yaklaşımı her zaman hukuka uygun değildir. Kiracının sorumluluğu, bir tür sınırsız malik sorumluluğu gibi yorumlanamaz. Uygulamada görüyoruz ki özellikle uzun dönemli aidat borçlarında, kiracının sorumluluğu ile malikin asıl borcu birbirine karıştırılmaktadır.
Bu noktada dayanak hükümler başta Kat Mülkiyeti Kanunu m. 20 ve m. 22 olmak üzere, kira ilişkisinin iç düzeni bakımından Türk Borçlar Kanunu m. 299 ve devamı hükümleridir. Ayrıca ortak yaşam kurallarına aykırılığın sonuçları bakımından TBK m. 316 da bazı dosyalarda tartışma yaratabilir; ancak aidat ve ortak gider takibinin esas omurgası KMK hükümleridir.
Kiracının sorumluluğu aidat borcunun tamamı değil, kira bedeli ile sınırlı olabilir.
Doğrudan cevap vermek gerekirse kiracı, her durumda tüm birikmiş apartman borcundan sorumlu değildir. Kat Mülkiyeti Kanunu m. 22’de öngörülen sistem, yönetime tahsil kolaylığı sağlar; ancak kiracıyı malik yerine geçiren bir sistem kurmaz. Kiracı, o taşınmazı kullanması nedeniyle ortak gider yönünden sorumludur; fakat bu sorumluluğun üst sınırı, ödemekle yükümlü olduğu kira miktarıdır.
Örneğin aylık kira 30.000 TL ise ve yönetim 120.000 TL birikmiş aidat için doğrudan kiracıya takip başlatmışsa, kiracının bu miktarın tamamından otomatik olarak sorumlu olduğu söylenemez. Somut olayda hangi aya ilişkin giderlerin doğduğu, kiracının kullanım dönemi, ödeme yükümlülüğünün sözleşmede nasıl düzenlendiği ve kiracının kira borcunun hangi düzeyde olduğu incelenmelidir.
Yargıtay da bu sınırlı sorumluluk ilkesini istikrarlı biçimde vurgulamaktadır. Örneğin Yargıtay 18. HD, 2009/10609 E., 2010/3946 K. sayılı kararda, kiracının ortak gider borcundan sorumluluğunun kira miktarı ile sınırlı olduğuna dikkat çekilmiştir. Benzer şekilde Yargıtay 20. HD, 2017/3492 E., 2018/7794 K. kararında da kat maliki ile bağımsız bölümü fiilen kullanan kişinin sorumluluğunun kapsamı birlikte değerlendirilmiştir.
Burada önemli ayrım şudur: Yönetimin takip başlatabilmesi başka, tahsil edebileceği nihai miktar başkadır. Kiracı aleyhine başlatılan bir takipte, sınırı aşan talepler için itiraz ve dava yolları kullanılmalıdır.
Hangi borç kalemleri kiracıdan istenebilir sorusunun cevabı borcun niteliğine göre değişir.
Kiracıdan istenebilecek kalemler çoğunlukla ortak gider ve avans niteliğindeki borçlardır. Kat Mülkiyeti Kanunu m. 20 kapsamında kapıcı, kaloriferci, bahçıvan, güvenlik, ortak alan elektrik gideri, asansör bakım gideri, temizlik gideri, sigorta primi ve benzeri ortak kullanım kalemleri bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak her masraf otomatik olarak kiracıya yüklenemez.
Özellikle ana yapının değer artırıcı büyük onarımları, demirbaş yenilemeleri veya doğrudan malik menfaatine ilişkin bazı kalemler bakımından ayrıca değerlendirme gerekir. Kira sözleşmesinde aidatın kiracıya ait olduğunun yazılması da tek başına her türlü borcu kiracıya yüklemeye yetmez. Çünkü yönetimle kiracı arasındaki dış ilişki ayrı, malik ile kiracı arasındaki iç ilişki ayrıdır.
Büromuzda sıkça karşılaştığımız uyuşmazlıklarda, yönetim gider dökümünü yeterince ayırmadan tüm kalemleri tek kalem borç gibi icraya koyabilmektedir. Oysa hangi kalemin işletme projesinden, hangisinin olağan ortak giderden, hangisinin demirbaş yatırımından kaynaklandığı açık olmalıdır. Aksi halde takip itiraza açık hale gelir.
İstanbul gayrimenkul avukatı desteği gerektiren dosyalarda özellikle site yönetimi bütçeleri, işletme projesi kararları, kat malikleri kurulu kararları ve ödeme çizelgeleri birlikte incelenmelidir. Belgeler tam okunmadan yapılan ödeme ya da itiraz, sonradan telafisi zor sonuçlar doğurabilir.
Kiracıya takip gelirse hemen ödeme yapmak yerine takip dayanağı dikkatle incelenmelidir.
Evet, kiracıya ödeme emri geldiğinde ilk yapılması gereken şey paniğe kapılıp ödeme yapmak değil; borcun hukuki temelini incelemektir. Çünkü icra dosyasında yazan miktar, her zaman hukuken tahsil edilebilir miktar olmayabilir. Önce şu sorular netleştirilmelidir:
- Borç hangi aylara ait?
- Kiracı o tarihlerde taşınmazı kullanıyor muydu?
- Takipte istenen kalemler aidat mı, avans mı, demirbaş gideri mi?
- Kira bedeli ne kadar?
- Daha önce yönetime veya malike yapılmış bir ödeme var mı?
- Kira sözleşmesinde aidat ve ortak gider düzenlemesi nasıl yazılmış?
Eğer takip dayanağı belirsizse veya kiracının sorumluluk sınırı aşılmışsa, süresi içinde icra takibine itiraz edilmesi gerekebilir. İtiraz edilmeyen dosyalarda takip kesinleşir ve haciz aşamasına geçilebilir. Bu nedenle ödeme emri tebliğ edildiğinde süre hesabı önemlidir.
Uygulamada görüyoruz ki bazı kiracılar, malik ile sorun yaşamamak için borcu ödüyor; sonra da bunu kiradan mahsup edip edemeyeceği konusunda yeni bir uyuşmazlıkla karşılaşıyor. Oysa KMK m. 22 gereği yönetimin talebi kapsamında yapılan ödeme, koşulları varsa kira borcundan düşülebilir. Ancak bunun da yazılı ve ispatlanabilir şekilde yapılması gerekir.
Kiracının ödediği aidatı malikten geri istemesi mümkündür; fakat ispat düzeni önemlidir.
Doğrudan cevap vermek gerekirse kiracı, hukuken ödemek zorunda kaldığı ortak giderleri uygun koşullarda malikten talep edebilir veya kira borcundan mahsup ettiğini ileri sürebilir. Burada belirleyici olan unsur, ödemenin gerçekten hangi borç için yapıldığı ve kira ilişkisi içindeki yük paylaşımının nasıl düzenlendiğidir.
Kira sözleşmesinde aidatın kiracıya ait olduğu açıkça yazılmışsa tablo değişebilir. Buna karşılık yönetim, malike ait olması gereken kalemleri de kiracıdan tahsil etmişse, kiracının rücu hakkı veya mahsup savunması gündeme gelir. Özellikle dekont açıklaması, yönetim makbuzu, icra dosyası ödeme belgesi ve noter ihtarı bu aşamada çok önemlidir.
Türk Borçlar Kanunu m. 97 ve devamı ile genel hükümler çerçevesinde ifa ve mahsup tartışmaları yapılabilir; kira sözleşmesinin özel içeriği de sonucu etkiler. Bu nedenle her ödeme, “aidat ödendi” şeklinde yuvarlak açıklamalarla değil; mümkün olduğunca ay, dosya numarası ve borç kalemi belirtilerek yapılmalıdır.
Büromuzda sıkça karşılaştığımız bir başka sorun da kiracının elden ödeme yapmasıdır. Elden yapılan ve belgelenmeyen ödemeler, sonradan hem yönetime karşı hem malike karşı ispat sıkıntısı yaratır. Bu sebeple banka kanalı ve yazılı açıklama pratikte çok kıymetlidir.
Yanlış takipler tahliye sonucu doğurmaz; ancak pasif kalınırsa icra baskısı büyür.
Hayır, apartman yönetiminin kiracıya doğrudan icra takibi başlatmış olması tek başına tahliye sonucunu doğurmaz. Aidat borcu ile kira borcu aynı şey değildir. Yönetimin kiracıya yönelik ortak gider takibi, otomatik olarak TBK anlamında tahliye sebebi üretmez. Ancak süreç yanlış yönetilirse kiracı; haciz, banka blokesi ve ayrıca malik ile ilişkide kira temerrüdü benzeri sorunlarla karşılaşabilir.
Öte yandan kiracı ortak yaşam kurallarını ihlal ediyor, aidat krizine ek olarak yönetim planına aykırı davranışlar sergiliyor veya TBK m. 316 kapsamında komşular açısından çekilmez bir durum yaratıyorsa, ayrı hukuki yollar gündeme gelebilir. Fakat sadece aidat takibi yapılmış olması ile tahliye kararı verilmesi aynı şey değildir.
Bu nedenle kiracıların en büyük hatası, “Nasıl olsa malik öder” diye dosyayı tamamen görmezden gelmektir. En büyük ikinci hata ise borcun niteliğini incelemeden tamamını ödemektir. İstanbul avukat desteğiyle dosya analiz edildiğinde çoğu zaman hangi kısmın itiraz konusu yapılacağı, hangi kısmın sınırlı sorumluluk içinde olduğu netleştirilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Apartman yönetimi sadece malike mi takip yapabilir?
Hayır. Kat Mülkiyeti Kanunu m. 22 nedeniyle yönetim, bazı koşullarda bağımsız bölümü fiilen kullanan kiracıya da takip yapabilir. Ancak bu, malikin tamamen devreden çıktığı anlamına gelmez. Asıl borçluluk ve sınırlı sorumluluk ayrımı dikkatle kurulmalıdır. Özellikle kiracının sorumluluğu kira miktarıyla sınırlı olduğundan, takip dayanağı ve talep edilen toplam miktar ayrıca kontrol edilmelidir.
Kiracı aidatı öderse bunu kiradan düşebilir mi?
Birçok olayda evet, fakat otomatik ve tartışmasız bir sonuç gibi düşünülmemelidir. Ödemenin hangi borç için yapıldığı, sözleşmede aidat yükünün nasıl düzenlendiği ve ödemenin ispatı belirleyicidir. Yönetim baskısıyla ödenen meblağ, uygun şartlarda malike karşı mahsup veya geri isteme konusu olabilir. Banka dekontu, makbuz ve yazılı bildirim olmadan yapılan ödemeler ise sonradan sorun çıkarabilir.
Kiracıya eski dönem aidatları için takip yapılabilir mi?
Kiracının taşınmazı kullanmadığı dönemlere ait borçların doğrudan ona yüklenmesi ciddi itiraz sebepleri doğurabilir. Somut dosyada hangi ayların borcu istendiği, kiracının fiili kullanım başlangıç tarihi ve kira sözleşmesinin yürürlük dönemi incelenmelidir. Uygulamada bazen eski malik veya eski kiracı dönemine ait kalemler de yanlışlıkla mevcut kiracıya yöneltilmektedir. Bu nedenle dönemsel kontrol çok önemlidir.
İcra takibine itiraz edilmezse ne olur?
Süresinde itiraz edilmezse takip kesinleşebilir ve yönetim haciz işlemlerine ilerleyebilir. Bu durumda sonradan haklı olduğunuzu anlatmak daha zor ve maliyetli hale gelir. Özellikle kiracının sorumluluğu kira miktarını aşıyorsa veya talep edilen kalemler hatalıysa, süresi içinde hukuki değerlendirme yapılması gerekir. Tebligat tarihi bu yüzden kritik önemdedir ve gecikme hak kaybına yol açabilir.
Kira sözleşmesinde aidat kiracıya aittir yazıyorsa tüm borç kiracıya mı kalır?
Hayır, her zaman değil. Kira sözleşmesindeki hüküm malik ile kiracı arasındaki iç ilişkiyi etkiler; fakat yönetimin dış ilişkideki talebi ayrıca kanun hükümlerine göre değerlendirilir. Ayrıca aidat adı altında istenen kalemin gerçekten olağan ortak gider mi, yoksa malike ait esaslı bir gider mi olduğu önem taşır. Bu nedenle tek bir sözleşme maddesine bakılarak bütün borcun kiracıya yüklenmesi hukuken sağlıklı değildir.
Sonuç olarak apartman yönetiminin kiracıya doğrudan icra takibi yapması mümkündür; fakat bunun kapsamı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun çizdiği sınırlar içinde kalmalıdır. Özellikle kira miktarı sınırı, borç kalemlerinin niteliği, kullanım dönemi ve ödeme belgeleri somut dosyanın kaderini belirler. Yargıtay uygulaması da kiracının sınırsız değil, belirli çerçevede sorumlu olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle hem kiracılar hem malikler, ödeme emri geldikten sonra değil mümkünse ilk ihtar aşamasında hukuki değerlendirme yaptırmalıdır.
İstanbul gayrimenkul avukatı desteği gerektiren bu tür uyuşmazlıklarda erken müdahale, gereksiz ödeme ve icra baskısını ciddi ölçüde azaltabilir.
Bu konuda hukuki destek almak için bizimle iletişime geçin.

