Tazminat Davasında Zamanaşımı: Süreler, Durma ve İstanbul Pratiği 2026

Kısa cevap: Haksız fiilden doğan tazminat davasında zamanaşımı, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl, her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır (TBK m. 72). Ancak fiil, ceza kanunlarının daha uzun bir dava zamanaşımı öngördüğü bir suç oluşturuyorsa — örneğin ölümlü veya yaralanmalı trafik kazası — bu daha uzun ceza zamanaşımı uygulanır. Zamanaşımı mahkemece re’sen nazara alınamaz; ancak davalı tarafın defi ile ileri sürülmesi hâlinde dava konusuz kalır.

Tazminat hakkı, kural olarak süresiz bir hak gibi görünür; oysa hukuk düzeni, belirsizliğin sürekli sürmesini istemez. Yıllar önce uğradığı zararı hatırlayan ya da uzun süren tedavi sonrası iş gücü kaybı ortaya çıkan binlerce kişi, “daha dava açabilir miyim?” sorusuyla avukat kapısına çıkmaktadır. Maalesef bu sorunun cevabı çoğu zaman zayıf bir “belki”dir; çünkü davanın dayanağı olan haksız fiilin üzerinden uzun yıllar geçmiştir.

Asıl büyük kayıp ise bilgi eksikliğinden doğar: Hakkını arayacağını sanarak bekleyen kişi, tam tersine zamanaşımını doldururken; süresi hâlâ açık olan bir ceza zamanaşımı istisnasını göremeyen kişi, hiç gerek yokken hakkından vazgeçer. İstanbul’daki hukuk mahkemelerinde her yıl binlerce tazminat dosyası açılmakta ve bunların önemli bir bölümünde zamanaşımı defi, davalıların ilk savunma hattı olarak öne sürülmektedir. Bu rehberde tazminat davasında zamanaşımının ne kadar olduğu, ne zaman başladığı, hangi hâllerde uzadığı veya durduğu ve İstanbul pratiğinde nasıl işletildiğini Yargıtay kararlarıyla ele alıyoruz.

Tazminat Davasında Zamanaşımı Ne Kadardır? TBK Madde 72

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesi, haksız fiilden doğan tazminat istemleri için iki ayrı süre öngörür. Buna göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. İki yıllık kısa süre öğrenme koşuluna bağlıdır; on yıllık uzun süre ise mutlak niteliktedir ve öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın fiilin işlendiği günden işlemeye başlar.

Aynı maddenin ikinci cümlesi önemli bir istisna içerir: Tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu daha uzun ceza zamanaşımı uygulanır. Pratikte en yaygın örnek trafik kazalarıdır; ancak iş kazalarında, kasten yaralama veya dolandırıcılık gibi suçlarda da aynı istisna devreye girer. Aşağıdaki tablo, en sık sorulan tazminat türlerindeki temel süreleri özetlemektedir.

Talebin kaynağı Temel süre Önemli not
Haksız fiil (maddi/manevi tazminat) Öğrenmeden itibaren 2 yıl, her hâlde 10 yıl TBK m. 72/1
Ölümlü/yaralanmalı trafik kazası Ceza zamanaşımı (eylemin niteliğine göre çoğunlukla 8, bazı hâllerde 15 yıl) KTK m. 109/2; TBK m. 72/2
Sözleşmeden doğan tazminat 10 yıl (genel zamanaşımı) TBK m. 146
İş sözleşmesinden doğan alacaklar Yerleşik uygulamada 5 yıl Yargıtay içtihadı; işçilik alacaklarında kısa zamanaşımı esastır

Zamanaşımı Ne Zaman Başlar? “Öğrenme” Koşulu Nasıl Yorumlanır?

İki yıllık sürenin başlangıcı için zarar görenin iki şeyi bilmesi gerekir: Zararın varlığını ve tazminat yükümlüsünün kimliğini. Yargıtay bu öğrenmeyi dar yorumlamaz; mağdurun zararın tutarını kesin olarak bilmesi gerekmez, zararın varlığından ve muhtemel failden haberdar olması yeterlidir. Örneğin trafik kazasında kaza tarihinden itibaren süre işlemeye başlar; çünkü hem zarar hem fail o gün bellidir. İş kazasında ise sürekli iş göremezliğin sonradan ortaya çıkması gibi durumlarda, zararın fiilen öğrenildiği tarih esas alınabilir.

Uygulamada en çok tartışılan konulardan biri, manevi tazminat ile maddi tazminatın aynı olaydan doğmasıdır. Yargıtay’ın benimsediği yaklaşım, her iki talebin de aynı olaya bağlı olmakla birlikte ayrı alacaklar olduğudur; bu nedenle aynı öğrenme tarihinden işlemeye başlayan iki yıllık süre, her iki talep için de ayrı ayrı değerlendirilir. Karşı tarafın kimliği resmi işlemler sonucunda netleşen dosyalarda — örneğin sigorta şirketinin ancak tescil araştırmasıyla belirlendiği hâllerde — öğrenme tarihi somut delillerle gösterilmelidir. Bu nedenle ihtarname, başvuru kaydı, dilekçe sureti gibi belgeler, öğrenme tarihini kanıtlamanın en güçlü araçlarıdır.

Ceza Zamanaşımı İstisnası: Trafik Kazası Tazminatlarında 8 ve 15 Yıl

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2. maddesi, motorlu araç işletenin sorumluluğundan doğan zararlarda, tazminat davasının ceza kanunlarında öngörülen daha uzun dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğunu belirtir. Trafik kazası tazminat davalarında bu hüküm, TBK m. 72’deki 2 ve 10 yıllık sürelerin yerini alır. Buna göre kazanın eylem niteliği TCK m. 66’daki sürelerle eşleştirilir: Taksirle yaralama ve taksirle öldürmenin temel hâlinde dava zamanaşımı genellikle 8 yıl; eylemin nitelikli hâl oluşturduğu dosyalarda — örneğin bilinçli taksirin varlığı hâlinde — 15 yıla kadar çıkabilir. Bu nedenle “her ölümlü kazada süre 15 yıldır” gibi genel bir cümle kurulamaz; süre, kazanın somut oluş biçimine göre belirlenir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 23.01.2006 tarihli, 2005/343 E., 2006/385 K. sayılı kararında, trafik kazasında yaralanma nedeniyle açılan manevi tazminat davasına, Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2. maddesi uyarınca uzamış ceza zamanaşımının uygulanacağı açıkça ifade edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu’nun 10.10.2001 tarihli, 2001/19-652 E., 2001/705 K. sayılı kararında ise ceza zamanaşımının, sürücü ve araç işleteni dâhil tüm sorumlular hakkında eşit şekilde uygulanacağı, aralarında ayırım yapılamayacağı vurgulanmıştır; aynı yaklaşım sigortacı hakkında da işletilir.

İstisnanın kapsamını netleştiren en güncel kararlardan biri Hukuk Genel Kurulu’nun 01.12.2020 tarihli, 2018/17-157 E., 2020/981 K. sayılı kararıdır. Bu kararda tek taraflı bir kazada hayatını kaybeden sürücünün eylemi, bütüncül değerlendirme sonucunda taksirle öldürme değil taksirle yaralama (TCK m. 89/4) olarak nitelendirilmiş ve eyleme ilişkin 8 yıllık ceza zamanaşımının tazminat davası bakımından da geçerli olduğu kabul edilmiştir. Kararın ikinci önemli mesajı şudur: Uzamış ceza zamanaşımının uygulanması için fail hakkında ceza davası açılmış veya mahkûmiyet kararı verilmiş olması gerekmez; eylemin hukuken suç oluşturması yeterlidir.

Zamanaşımı Re’sen Nazara Alınmaz: Defi Nasıl İşler?

Zamanaşımı, kamu düzenine ilişkin bir ret sebebi değildir. Mahkeme, davalı ileri sürmese bile dosyayı zamanaşımı nedeniyle reddedemez; bu durumda dava, süresi geçmiş olsa bile esastan incelenir ve karara bağlanır. Dolayısıyla süresi dolmuş bir dava açıldığında davalı sessiz kalırsa talep esastan sonuçlanabilir. Bunun tersi de doğrudur: Davalı def’i sürede ve usulünce ileri sürerse, artık zarar, kusur veya tazminat miktarı tartışmasına girilmez; dava bu defi nedeniyle reddedilir.

Sigorta şirketleri ve kurumsal davalılar, zamanaşımı defini neredeyse standart savunma olarak öne sürer. Mağdur açısından bu noktada iki ihtimal vardır: Süre gerçekten dolmuşsa, defi kabul görür ve zarar ne kadar ağır olursa olsun tazminat alınamaz. Süre dolmamışsa — örneğin ceza zamanaşımı istisnası uygulanıyorsa — definin reddi ile işin esasına geçilir. TBK m. 72/2’deki düzenleme de unutulmamalıdır: Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa, zarar gören tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. Yani mağdur, karşı tarafın kendisine borçlu olduğu bir bedeli takas yoluyla da olsa elde edebilir.

Zamanaşımını Durduran ve Kesen Haller

TBK m. 132’de sayılan hâllerde zamanaşımı durur; durma sebebi ortadan kalkınca süre kaldığı yerden işlemeğe devam eder. Kanunda öngörülen başlıca durma hâlleri arasında borçlunun alacaklısı aleyhine icra takibi başlatması, iki tarafın müzakere etmesi veya arabuluculuğa başvurulması gibi durumlar yer alır. Bunlar dışında, alacaklı ile borçlu arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden doğan durma sebepleri de dikkate alınır. Zamanaşımının kesilmesi ise yeni bir süreyi başlatır; en bilinen kesilme sebebi dava açılması ve icra takibine geçilmesidir.

Uygulamada en kritik nokta şudur: Sürenin son gününde dava açmak veya icra takibi başlatmak, zamanaşımını keser; ancak dava herhangi bir sebeple konusuz kalır ya da usulden reddedilirse, kesilme hüküm ifade etmeyebilir ve süre kaldığı yerden işleyerek dolabilir. Ayrıca zamanaşımına uğramış bir borcu bilerek ödeyen taraf, bu bedeli geri isteyemez (TBK m. 133). Mağdurun yapması gereken, sürenin bitimine güvenmemek ve şüpheli her durumda dava ya da icra yoluna yazılı başvuruyla geçmektir.

İstanbul’da Tazminat Davalarında Zamanaşımı Pratiği

İstanbul, Türkiye’de tazminat davalarının en yoğun görüldüğü şehirdir; trafik kazası kaynaklı dosyalar İstanbul Anadolu ve İstanbul (Çağlayan) Adliyesi’ndeki hukuk mahkemelerinin önemli bölümünü oluşturur. İstanbul pratiğinde zamanaşımı tartışması iki noktada yoğunlaşır. Birincisi, davalı sigorta şirketlerinin dosyaya ilk cevap dilekçesinde hemen her zaman zamanaşımı defi ileri sürmesidir; ceza zamanaşımı istisnasının varlığı bilinmediğinde mağdurlar bu defi karşısında haklı olarak geri çekilebilmektedir. Oysa kazaya konu eylem suç oluşturuyorsa 2 yıllık sürenin çok ötesinde dava açmak mümkündür.

İkincisi, İstanbul’da ceza dosyası ile hukuk dosyası arasındaki ilişkinin doğru kurulmasıdır. HGK’nin 2020/981 K. sayılı kararının gösterdiği gibi, ceza zamanaşımının uygulanması için ceza davası sonucunun beklenmesi gerekmez; ancak eylemin hangi suçu oluşturduğu — taksirle yaralama mı, taksirle öldürme mı, nitelikli hâl mi — sürenin 8 mi 15 yıl mı olacağını belirler. İstanbul’da dosya hazırlanırken kaza tutanağı, bilirkişi raporu, ceza dosyası bilgileri ve öğrenme tarihini gösteren yazışmalar baştan toplanmalıdır. Yoğun mahkeme takvimi nedeniyle İstanbul’da ilk duruşmanın aylar sonrasına kalması normaldir; zamanaşımı ise davanın açıldığı anda kesildiğinden bu bekleme mağdur aleyhine işlemeyebilir. Yine de süre hesabı her somut dosyada ayrıca yapılmalıdır.

Zamanaşımı Dolduktan Sonra Hâlâ Yapılabilecek Bir Şey Var mı?

Süre dolmuşsa genel kural maalesef olumsuzdur; defi ileri sürüldüğünde tazminat talebi reddedilir. Bununla birlikte üç ihtimal dikkatle incelenmelidir. Birincisi, öğrenme tarihinin fiilen daha sonra olduğu ispat edilebiliyorsa iki yıllık süre o tarihten itibaren işlemiş olabilir. İkincisi, olayın ceza zamanaşımı istisnasına girmesi ve bu sürenin hâlâ açık olmasıdır; trafik kazası, iş kazası ya da kasten yaralama kaynaklı dosyalarda 10 yıllık mutlak süre yerine daha uzun ceza zamanaşımı uygulanabilir. Üçüncüsü, zamanaşımını durduran veya kesen bir halin varlığıdır; yapılmış bir arabuluculuk başvurusu ya da ileri sürülmüş bir karşı dava, sürenin seyrini değiştirebilir.

Bu nedenle “süre bitti” hükmünü, yalnızca olay tarihine bakarak vermek yanlış olur. Süre hesabı; zararın niteliği, sorumluların kimliği, olayın suç oluşturup oluşturmadığı ve ara dönemdeki işlemler birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır. Aynı olaydaki farklı zarar unsurlarının (maddi zarar, manevi tazminat, destekten yoksun kalma) tabi olduğu süreler de farklı sonuçlanabilir.

Sık Sorulan Sorular

Tazminat davasında zamanaşımı kaç yıldır?

Haksız fiilden doğan tazminat istemlerinde zamanaşımı, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl, her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır. İki yıllık süre kısa süredir ve öğrenme koşuluna bağlıdır; on yıllık süre ise öğrenme olup olmamasına bakılmaksızın mutlak olarak işler. Sözleşmeden doğan tazminat istemlerinde ise genel 10 yıllık zamanaşımı uygulanır. Öte yandan olay bir suç oluşturuyorsa ve ceza kanunu daha uzun bir dava zamanaşımı öngörüyorsa, bu daha uzun süre tazminat davasına da uygulanır. Bu nedenle her dosyada önce talebin kaynağı, sonra sürenin niteliği belirlenmelidir.

Trafik kazası tazminatında zamanaşımı neden daha uzundur?

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2. maddesi, motorlu araç işletenin sorumluluğundan doğan zararlarda ceza kanunlarındaki daha uzun dava zamanaşımının uygulanmasını emreder. Ölümlü veya yaralanmalı kazalarda eylem taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçunu oluşturur; bu suçların TCK m. 66’daki dava zamanaşımı çoğunlukla 8 yıl, eylemin nitelikli hâl oluşturduğu dosyalarda ise 15 yıla kadar çıkabilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 23.01.2006 tarihli, 2005/343 E., 2006/385 K. sayılı kararı bu uygulamayı manevi tazminat bakımından da teyit etmiştir. Böylece kazadan 3-4 yıl sonra dava açan mağdur, 2 yıllık sürenin dolmuş olmasına rağmen hakkını arayabilir.

Zamanaşımı dolmuşsa dava açmanın anlamı var mı?

Zamanaşımı kamu düzeninden doğan bir ret sebebi değildir; mahkeme bu defi re’sen ileri süremez. Davalı taraf zamanaşımı defini dilekçesinde ileri sürmezse, dava süresi geçmiş olsa bile esastan incelenir ve hükme bağlanabilir. Bu nedenle süresi şüpheli görünen dosyalarda dava açmak anlamlıdır; ancak defi ileri sürüldüğünde talep reddedilir. Pratikte kurumsal davalılar ve sigorta şirketleri bu defi neredeyse her zaman kullandığından, süresi açık görünen bir gerekçeye (örneğin ceza zamanaşımı istisnası) dayanmadan açılacak davanın başarı şansı gerçekçi biçimde değerlendirilmelidir.

Zamanaşımını durduran veya kesen hâller nelerdir?

TBK m. 132’deki hâller zamanaşımını durdurur; bunlar arasında borçlunun icra takibi başlatması, tarafların müzakeresi ve arabuluculuğa başvurulması sayılabilir. Durma hâli ortadan kalkınca süre kaldığı yerden işler. Kesilme ise en yaygın biçimde dava açılması veya icra takibine geçilmesiyle gerçekleşir ve zamanaşımı baştan itibaren yeniden işlemeye başlar. Dikkat edilmesi gereken nokta, davanın usulden reddi veya konusuz kalması hâlinde kesilmenin korunmayabilmesidir. Ayrıca zamanaşımından sonra borcunu bilerek ödeyen taraf bu ödemeyi geri isteyemez; bu nedenle hem ödeme yapan hem dava açan tarafın bu sonuçları bilerek hareket etmesi gerekir.

Sigorta şirketi zamanaşımı defi ileri sürerse ne olur?

Sigorta şirketi dilekçesinde zamanaşımı defi sunduğunda mahkeme önce talebin tabi olduğu süreyi tespit eder. Kaza kaynaklı dosyalarda Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2. maddesi gereğince ceza zamanaşımı uygulanıyorsa ve bu süre dolmamışsa defi reddedilir ve işin esasına girilir. Hukuk Genel Kurulu’nun 10.10.2001 tarihli, 2001/19-652 E., 2001/705 K. sayılı kararında belirtildiği üzere bu istisna, sürücü, işleten ve sigortacı dâhil tüm sorumlular hakkında eşit şekilde uygulanır. Dolayısıyla defi, sürenin gerçekten hesaplanmasıyla çürütülebilir; mağdurun bu aşamada kaza tutanağı ve ceza dosyası verilerini dosyaya sunması kritik önem taşır.

Ceza davası açılmamış olsa da uzun ceza zamanaşımı uygulanır mı?

Evet. Hukuk Genel Kurulu’nun 01.12.2020 tarihli, 2018/17-157 E., 2020/981 K. sayılı kararında, ceza kanunundaki daha uzun zamanaşımının tazminat davasına uygulanabilmesi için fail hakkında ceza davası açılmış ya da mahkûmiyet kararı verilmiş olması aranmadığı; eylemin hukuken suç oluşturmasının yeterli olduğu açıklanmıştır. Kararda tek taraflı kazada sürücünün eylemi taksirle yaralama olarak nitelendirilmiş ve 8 yıllık ceza zamanaşımının hukuk davası için de geçerli olduğu kabul edilmiştir. Bu karar, ceza soruşturması hiç başlatılmamış dosyalarda bile mağdurların uzun süreden yararlanabilmesinin önünü açar.

Sonuç: Tazminat davasında zamanaşımı, tek bir sayıdan ibaret değildir; talebin kaynağı, öğrenme tarihi, olayın suç oluşturup oluşturmadığı ve ara dönemdeki işlemler birlikte değerlendirilmesi gereken teknik bir hesaptır. Yanlış bir “süre geçti” varsayımıyla hakkınızdan vazgeçmek de, geç bir dava ile defi yenmek de telafisi zor sonuçlar doğurur. Zararınızın türüne göre sürenin hâlâ açık olup olmadığını öğrenmek ve dosyanızı eksiksiz hazırlamak için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Yazan: Av. Merve Arı | İstanbul Barosu — Tazminat Hukuku. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; bağlayıcı hukuki görüş yerine geçmez. Zamanaşımı hesabı, dosyanızdaki olay tarihine, öğrenme tarihine ve olayın hukuki niteliğine göre değişebilir.

0

Yorum Gönder