Adli Kontrol Nedir, Nasıl Kaldırılır? Yükümlülükler, Süreler ve Yargıtay 2026

Kısa cevap: Adli kontrol, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesinde düzenlenen, tutuklamaya alternatif bir koruma tedbiridir. Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından verilen bu kararla şüpheli veya sanık; yurt dışına çıkamama, düzenli imza, konutu terk etmeme gibi bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulur. Karara öğrenme tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz edilebilir (CMK 268). Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde süre en çok iki yıl, giren işlerde üç yıldır (CMK 110/A). Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 31.03.2026 tarihli, 2022/6529 esas ve 2026/3111 karar sayılı kararıyla ölçüsüz biçimde uzatılan adli kontrolün manevi tazminata konu olabileceği kabul edilmiştir.

Adli Kontrol Nedir, Kimlere Uygulanır?

Bir yakınınız gözaltına alındığında veya hakkında dava açıldığında en çok korkulan sonucun tutuklama olduğunu biliyorsunuzdur. Savcılık veya mahkeme, her tutuklama talebini kabul etmek zorunda değildir; sürecin sağlıklı yürüyebileceğine kanaat getirildiğinde tutuklama yerine daha hafif bir tedbir seçilir. İşte bu tedbirin adı adli kontroldür.

CMK 109/1’e göre bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100. maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde, şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir. Yani adli kontrol, “hiç gerekçe yokken” değil; tutuklama koşulları aslında oluşmuş ama tedbirin ölçülü olmadığı durumlarda devreye girer. Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hâllerde de adli kontrol hükümleri uygulanabilir (CMK 109/2).

Adli kontrol bir ceza değildir; suçluluk hükmü de değildir. Kişinin henüz suçlu olduğu karara bağlanmamışken davranışını denetim altına alan, tutukluluğun kişide, ailesinde ve iş hayatında yarattığı ağır zararları önlemeye yönelik bir güvence mekanizmasıdır. Bu nedenle adli kontrol altındaki kişi tutuklu sayılmaz, cezaevinde barındırılmaz ve normal hayatını — yükümlülüklere uyarak — sürdürür.

Adli Kontrolün Şartları ve Veriliş Süreci Nasıldır?

Adli kontrol kararı, soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanması yerine, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararıyla evrenin her aşamasında verilebilir (CMK 110/1). Kovuşturma yani dava aşamasında ise görevli ve yetkili yargı mercileri aynı hükümleri gerektiğinde resen de uygular (CMK 110/3).

Tutuklama isteminde bulunan savcılık, dilekçesinde mutlaka gerekçe göstermek ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere yer vermek zorundadır (CMK 101/1). Bunun anlamı şudur: hâkim, tutuklama ile adli kontrolü karşılaştırır; birey hak ve özgürlüklerine en az müdahaleyi gerektiren yükümler ile suçun niteliğine uygun tedbirler tercih edilmelidir. Aynı ilke, tutuklamanın devamına ilişkin kararlarda da aranır; hâkim kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerini, tedbirin ölçülülüğünü ve adli kontrolün yetersizliğini somut olgularla gerekçelendirmek zorundadır (CMK 101/2).

Uygulamada, özellikle İstanbul’daki sulh ceza hâkimliklerinde dosya yoğunluğu nedeniyle adli kontrol istemleri tek oturumda, dosya üzerinden değerlendirilir. Bu nedenle savcılık istemine yazılı olarak itiraz edebilmek, iddianın eksik yönlerini hâkime ilk aşamada gösterebilmek için karar tebliğ tarihinden itibaren süreyi kaçırmamak büyük önem taşır.

Adli Kontrol Yükümlülükleri Nelerdir? (CMK 109/3)

Hâkim, aşağıdaki yükümlülüklerden bir veya birkaçına birlikte hükmedebilir. Yükümlülük seçimi keyfi değildir; suçun niteliği, kişinin sosyal ve ekonomik durumu ile kaçma ve delilleri karartma riski birlikte değerlendirilir:

  • Yurt dışına çıkamamak: Pasaport tedbiriyle birlikte uygulanır, en sık görülen yükümlülüktür.
  • Düzenli imza: Hâkimin belirlediği karakol veya adliyeye, belirlenen günlerde imza atmak.
  • Çağrılara uymak ve kontrol tedbirlerine tâbi olmak: Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına, gerektiğinde mesleki uğraş veya eğitime devam kontrolüne uymak.
  • Araç kullanamamak: Trafik suçlarında sık görülür; sürücü belgesi makbuz karşılığında teslim alınabilir (mesleki araç kullanımına sürekli veya geçici izin verilebilir, CMK 109/5).
  • Tedavi ve muayene: Uyuşturucu, uyarıcı, uçucu madde veya alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dâhil tedaviye tâbi olmak.
  • Güvence (para) yatırmak: Parasal durumu gözetilerek miktarı ve taksitleri hâkimce belirlenen güvence akdi.
  • Silâh bulunduramamak: Sahip olunan silâhların adli emanete teslimi de istenebilir.
  • Mağdur haklarını güvenceye bağlamak: Belirlenen parayı mağdurun haklarını güvence altına almak üzere ayni veya kişisel teminat olarak sunmak.
  • Aile yükümlülükleri ve nafaka güvencesi: Nafakayı düzenli ödeyeceğine dair güvence vermek.
  • Konutunu terk etmemek: Özellikle şiddet ve ısrarlı takip suçlarında gece evde bulunma yükümlülüğü.
  • Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek veya belirlenen yerlere gitmemek: Mağdurun, tanıkların ya da suçun işlendiği bölgenin dışında tutulma amaçlı tedbirler.

Adli Kontrol Süresi Ne Kadardır, Uzatılabilir mi?

7331 sayılı Kanunla eklenen CMK 110/A, adli kontrol sürelerine açık sınırlar getirmiştir: Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır; zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine girdiği işlerde süre en çok üç yıldır; uzatma yine mümkündür ancak toplam süre üç yılı, TCK’nın belirli bölümlerindeki suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda dört yılı geçemez. Süreler çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır.

Sürenin işleyişi de denetim altındadır: Adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmediği, en geç dört aylık aralıklarla soruşturmada sulh ceza hâkimi tarafından (savcının istemi üzerine), kovuşturmada ise mahkemece resen karara bağlanır (CMK 110/4). Yükümlülük artık gereksizse kaldırılabilir, hafifletilebilir ya da değiştirilebilir. Yasal süre üst sınırının aşılması hâlinde tedbir kendiliğinden etkisini yitirir; süreyi aşan uygulamalar hukuka aykırı hâle gelir.

Adli Kontrol Kararına İtiraz ve Değişiklik Talebi Nasıl Yapılır?

Adli kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir (CMK 111/2). İtiraz, kararı öğrenme tarihinden itibaren iki hafta içinde, kararı veren hâkime verilecek dilekçe veya zabıt kâtibine beyanla yapılır (CMK 268/1). İtirazı kararı veren hâkim yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse en geç üç gün içinde itirazı incelemeye yetkili üst yargı merciine gönderir. Adli kontrol kararı verildiğinde tutukluluk hâli sona erdiğinden, itiraz derhal ele alınması gereken acil başvurulardandır.

Yükümlülüğün değiştirilmesi veya hafifletilmesi de mümkündür: Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hâkim veya mahkeme beş gün içinde karar vermek zorundadır (CMK 111/1). Örneğin imza yükümlülüğü iş seyahatlerini imkânsız kılıyorsa, güvence miktarı ekonomik durumu aşıyorsa veya yurt dışı çıkış yasağı tedavi amacıyla yurt dışına çıkmayı gerektiriyorsa, gerekçeli bir değişiklik talebi sunulabilir.

Adli Kontrol Yükümlülüğüne Uymazsanız Ne Olur?

CMK 112/1 uyarınca adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. Buradaki kritik nokta kusur şartıdır: İmza gününü hastalık nedeniyle kaçırmak ile bilerek imzayı bırakmak aynı sonuç doğurmaz. Hastane raporu, ulaşım iptali gibi mazeret belgeleri derhal dosyaya sunulmalı ve yükümlülüğe uyum bir an önce yeniden sağlanmalıdır. Bilinçli ihmal hâlinde ise adli kontrol kalkar ve yerini tutuklama alır; azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrolün ihlâlinde de aynı kural uygulanır (CMK 112/2).

Yükümlülük kasten ihlal edilirse ayrıca teminatın gelir kaydedilmesi sonucu doğar. Bu yüzden yükümlülüğe uyumun imkânsızlaştığı her durumda, ihlal gerçekleşmeden avukat aracılığıyla mahkemeden değişiklik istemek en güvenli yoldur.

Uzayan Adli Kontrol Tazminata Konu Olabilir mi? Yargıtay 2026 Kararı

Adli kontrol cezaevininden hafif görünse de, yıllarca süren bir yurt dışı çıkış yasağı ve sık imza yükümlülüğü kişinin çalışma hakkını, aile hayatını ve seyahat özgürlüğünü ciddi biçimde kısıtlar. Yargıtay bu soruyu 2026’da net biçimde yanıtladı: Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 31.03.2026 tarihli, 2022/6529 esas ve 2026/3111 karar sayılı kararıyla, adli kontrolün CMK 141/1’de sayılan hâllerden olmamasına rağmen aynı maddenin üçüncü fıkrası gözetilerek tazminata konu olabileceği kabul edildi. Daire, uzun süre uygulanan yurt dışı çıkış yasağı ile imza yükümlülüğünün seyahat özgürlüğünü sınırlamanın ötesine geçtiğini, amacını aşan ölçüsüz bir tedbire dönüştüğünü ve davacı yararına makul manevi tazminat gerektirdiğini belirterek alt mercii kararını oy birliğiyle bozmuştur.

Bu kararla bir ilke oturdu: koruma tedbiri sıfatı, süresiz ve denetimsiz kısıtlamaya meşruiyet vermez. Tazminat istemi, zarara uğrayanın oturduğu yerdeki ağır ceza mahkemesinde ileri sürülür; istek, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde ileri sürülebilir (CMK 142/1). 7499 sayılı Kanunla yapılan 2024 tarihli değişikliklerle adli kontrol yükümlülüğü uygulandıktan sonraki belirli sürelerin hukuka uygunluğu da tazminat rejimine bağlanmıştır.

Adli Kontrol Altında Geçen Süre Cezadan Düşer mi?

Kural olumsuzdur: Adli kontrol altında geçen süre, kişisel hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez (CMK 109/6). Çünkü kişi cezaevinde tutulmamış, hürriyeti tamamen değil kısmen sınırlandırılmıştır. Kanun iki istisna koymuştur: tedavi veya muayene yükümlülüğü ile konutunu terk etmeme yükümlülüğü altında geçen sürelerde mahsup mümkündür; konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır (CMK 109/6, ek cümle).

Adli Kontrol Ne Zaman Kaldırılır veya Son Bulur?

Tedbir, şu hâllerde sona erer: Kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla birlikte dosya sonuçlandığında; kabul edilen hükümlenme ile mahkeme cezayı erteler veya hapis cezası ertelenip denetimli serbestliğe çevrilirse yükümlülükler yeniden değerlendirilir; kanuni üst sürenin dolması hâlinde; hâkim veya mahkeme dört aylık denetimde devamının gerekli olmadığına karar verdiğinde; ve yükümlülüklerin tamamı kaldırıldığında. Şüpheli ya da sanık her zaman kaldırma talebinde bulunabilir; talep üzerine savcılığın görüşü alınıp beş gün içinde karar verilir (CMK 111/1).

Sık Sorulan Sorular

Adli kontrol sabıkaya işler mi, tutuklama mı sayılır?

Hayır. Adli kontrol bir koruma tedbiridir; ne tutuklama ne de mahkûmiyettir. Kişi hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla birlikte adli kontrol kendiliğinden etkisini yitirir ve kişinin adli siciline “tutuklandı” kaydı işlemez. Adli sicilde yalnızca kesinleşen mahkûmiyet hükümleri yer alır. Ancak adli kontrol süresince uyulması gereken yükümlülükler ayrı bir sicile (adli kontrol kayıtlarına) işlenir ve yükümlülüğün kasten ihlâli hâlinde bu kayıtlar tutuklama kararının dayanağı yapılır. Bu yüzden tedbir sonuçlanana kadar yükümlülüklere harfiyen uymak gerekir.

Adli kontrol kararına itiraz süresi kaç gündür, nereye yapılır?

İtiraz, kararın şüpheli veya sanığa tebliğinden ya da öğrenilmesinden itibaren iki hafta içinde yapılır (CMK 268/1). İtiraz dilekçesi, kararı veren merciiye verilir; hâkim itirazı yerinde görürse kararını düzeltir, görmezse en geç üç gün içinde itirazı incelemeye yetkili üst merciie gönderir. İtiraz incelemesinde dosya üzerinden karar verilir; duruşma açılması zorunlu değildir. Süre, istisnasız nitelikte bir hak düşürücü süredir; iki hafta içinde kullanılmayan itiraz hakkı kaybolur, bu nedenle karar tebliğ tutanağındaki tarih dikkatle takip edilmelidir.

İmza atmayı bırakırsam veya yurt dışına çıkarsam ne olur?

Yükümlülüğün isteyerek ihlâli hâlinde yetkili yargı mercii hakkında hemen tutuklama kararı verebilir; hükmedilebilecek cezanın süresi bu noktada önemli değildir (CMK 112/1). Yurt dışına çıkış yasağının ihlâli kastın en açık göstergesidir ve genellikle tutuklama ile sonuçlanır. Ayrıca güvence (teminat) olarak yatırılan paranın gelir kaydedilmesi gündeme gelir. Hastalık, ulaşım engeli gibi mazeretler kusuru ortadan kaldırabilir; ancak mazeretin belgelendirilmesi ve derhal mahkemeye bildirilmesi şarttır. İhlâl anlaşılırsa yükümlülüğün değiştirilmesini talep etmek, tutuklama riskini bertaraf etmenin en etkili yoludur.

Adli kontrol süresi dolduğunda ne olur, tedbir kendiliğinden kalkar mı?

Evet. CMK 110/A’daki üst sınırlar dolduğunda adli kontrol kendiliğinden sona erer; ayrıca bir karar verilmesi gerekmez. Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde iki yıl (bir yıl uzatma ile en çok üç yıl), ağır ceza mahkemesinin görevine girdiği işlerde üç yıl (belli suçlarda dört yılla sınırlı uzatma ile) düzenlenen sürenin aşılması hâlinde uygulama hukuka aykırı hâle gelir. Süre aşımından sonra yükümlülüklerin devam ettirilmesi hâlinde ölçüsüzlük gündeme gelir ve Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2026/3111 kararındaki gerekçeler çerçevesinde tazminat yolu denenebilir.

Adli kontrol altında geçen süre cezaevinden sayılır mı?

Kural olarak sayılmaz; adli kontrol altında geçen süre cezadan mahsup edilemez (CMK 109/6). Çünkü kişi açıkta, ailesinin yanında ve çalışma hayatının içinde kalmıştır; hürriyeti tamamen değil belirli yönlerden sınırlandırılmıştır. Kanun iki istisna tanımıştır: uyuşturucu, alkol bağımlılığı gibi nedenle hastaneye yatmak dâhil tedavi yükümlülüğü altında geçen süre ile konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen süre mahsup edilir; konut hâlinde her iki gün cezadan bir gün olarak düşülür. Bu ayrım mahkûmiyet hâlinde hükümlünün infaz hesabını doğrudan etkiler.

Adli kontrol kararı çıktığında avukatla çalışmak gerekir mi?

Adli kontrol; yükümlülük seçimi, süre yönetimi, değişiklik talepleri ve olası ihlal riskleri bakımından tamamen hukuki teknik bir alandır. Karar tebliğ edilir edilmez itiraz için iki haftalık süre işlemeye başlar; bu sürede iddianın dayanağı, delil durumu ve ölçülülük argümanları doğru kurulmalıdır. Yükümlülük ekonomik veya mesleki hayatı imkânsız kılıyorsa beş gün içinde sonuçlanan değişiklik mekanizması (CMK 111) etkin kullanılmalıdır. Tedbir uzadıysa Yargıtay’ın ölçüsüzlük içtihadına dayalı tazminat yolunun koşulları da izlenmelidir. Tüm bu aşamalarda ceza hukuku alanında deneyimli bir avukatın dosyayı yönetmesi, hem tedbirin hafifletilmesi hem sonraki sürecin doğru kurulması açısından fark yaratır.

Yazan: Av. Merve Arı | İstanbul Barosu — Ceza Hukuku. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; bağlayıcı hukuki görüş yerine geçmez. Adli kontrol kapsamı, süreler ve içtihat zaman içinde değişebilir; dosyanıza özgü değerlendirme için iletişim sayfasından bana ulaşabilirsiniz.

0

Yorum Gönder