Boşanma sürecinde en çok yanlış bilinen konulardan biri, eşlerden birinin sahibi olduğu şirketin otomatik olarak ikiye bölüneceği düşüncesidir. Özellikle aile işletmesi, limited şirket ortaklığı, anonim şirket payı veya sonradan büyüyen girişimlerde diğer eş çoğu zaman “şirketin yarısı benim” ya da şirket sahibi eş “şirket bana ait, hiçbir hak doğmaz” şeklinde keskin bir bakış açısına sahip oluyor. Uygulamada ise gerçek tablo bundan daha teknik ve daha ayrıntılıdır.
Problem tam da burada başlar. Şirket payının evlilikten önce mi sonra mı edinildiği, sermaye artışlarının hangi kaynaktan yapıldığı, şirket karının dağıtılıp dağıtılmadığı, ortaklık payının kişisel mal mı edinilmiş mal mı sayılacağı ve şirketten doğan gelirin evlilik içinde nasıl değerlendirileceği çoğu dosyada ciddi uyuşmazlık yaratır. Büromuzda sıkça karşılaştığımız dosyalarda, taraflar şirket değerini yalnızca ticaret sicilindeki nominal sermaye üzerinden düşünürken, asıl uyuşmazlığın kar payı, özvarlık, yatırım dönüşümü ve bilirkişi hesaplamasında ortaya çıktığını görüyoruz.
Bu yanlış başlangıç, süreci daha da zorlaştırır. Şirket sahibi eş bazen mal kaçırma endişesiyle pay devrine yönelir, diğer eş ise hangi belgeleri toplaması gerektiğini bilmediği için hak kaybı yaşar. Uygulamada görüyoruz ki boşanmada şirket hissesi uyuşmazlıklarında zamanında ticaret sicili kayıtları, bilanço, genel kurul kararları, kar dağıtım belgeleri, banka kayıtları ve vergi evrakları toplanmazsa sonradan ispat ciddi biçimde güçleşir. Özellikle İstanbul gibi ticari hayatın yoğun olduğu bir şehirde, İstanbul avukat desteği ve İstanbul aile hukuku avukatı bakışı dosyanın kaderini doğrudan etkileyebilir.
Çözüm ise mal rejimi hükümlerini doğru uygulamaktan geçer. Türk Medeni Kanunu’nun mal rejimine ilişkin maddeleri, şirket payının kendisi ile o paydan doğan gelirleri her zaman aynı şekilde değerlendirmez. Bu nedenle “şirket hissesi paylaşılır mı?” sorusunun tek kelimelik cevabı yoktur; doğru cevap, hisse edinim tarihi, finansman kaynağı, kar dağıtımı ve tasfiye tarihindeki mevcut değerlere göre değişir.
Evet, eşin şirket hissesi bazı durumlarda mal paylaşımı hesabına girer.
Türk Medeni Kanunu m.202 uyarınca eşler başka bir mal rejimi seçmemişse yasal rejim edinilmiş mallara katılma rejimidir. TMK m.218, bu rejimin edinilmiş mallar ile kişisel malları kapsadığını belirtir. TMK m.219’a göre mal rejimi süresince karşılığı verilerek elde edilen malvarlığı değerleri edinilmiş mal sayılır. Bu nedenle şirket hissesi evlilik içinde ücret, ticari kazanç veya ortak emekle edinilmişse, kural olarak edinilmiş mal niteliği gündeme gelebilir.
Ancak uygulamada her dosyada doğrudan hisse devri veya yarı yarıya ortaklık kurulması söz konusu olmaz. Aile mahkemesi çoğu zaman şirketin kendisini bölüştürmez; bunun yerine şirket payının veya bu paydan doğan ekonomik değerin tasfiyede nasıl hesaba katılacağını inceler. Sonuçta çoğu dosyada ayni paylaşım değil, para alacağı niteliğinde katılma alacağı veya değer artış payı tartışılır.
Bu yüzden ilk bakılması gereken konu şudur:
- Şirket hissesi evlilikten önce mi edinildi?
- Hisse evlilik içinde hangi kaynakla alındı?
- Sermaye artışı kişisel maldan mı, edinilmiş maldan mı karşılandı?
- Şirket karı dağıtıldı mı, şirkette bırakıldı mı, başka yatırıma mı dönüştü?
- Boşanma davasının açıldığı tarihte hangi değerler mevcut durumdaydı?
Bu soruların cevabı, davanın sonucunu belirler.
Hayır, şirket hissesi her zaman doğrudan yarı yarıya bölünmez.
Boşanmada en sık yapılan hata, taşınmaz paylaşım mantığının şirkete birebir uygulanmasıdır. Oysa şirket payı, şirketin türüne, ortaklık sözleşmesine, devre ilişkin kurallara ve mal rejimi niteliğine göre farklı değerlendirilir. TMK m.236 uyarınca katılma alacağı, artık değerin yarısı üzerinde doğan parasal bir alacak hakkıdır. Bu nedenle diğer eş çoğu durumda şirketin ortağı haline gelmez; şirket payının tasfiyedeki ekonomik karşılığı üzerinden alacak ister.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bu ayrıma dikkat çekmektedir. Yargıtay HGK, 2020/8-458 E., 2021/889 K. sayılı kararında, evlenmeden önce edinilmiş şirket hisselerinin kişisel mal sayılacağını; buna karşılık evlilik süresince o hisseye düşen gelirin, aksi kararlaştırılmadıkça edinilmiş mal grubuna dahil olabileceğini vurgulamıştır. Bu karar, “hissenin kendisi” ile “hissenin geliri” arasındaki ayrımı açık biçimde ortaya koyar.
Benzer şekilde Yargıtay 8. HD, 2016/15937 E., 2018/19045 K. sayılı kararında da, kişisel mal niteliğindeki şirket hissesi üzerinde diğer eşin doğrudan alacak hakkı bulunmayabileceğini; fakat evlilik içinde doğan kar payı ve bu karın yatırıma dönüşmüş kısmının mal rejimi tasfiyesinde dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Bu yaklaşım, şirketin kendisi ile ekonomik çıktılarının ayrı değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.
Evet, evlilik öncesi ve sonrası edinim ayrımı belirleyicidir.
TMK m.220’ye göre mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan malvarlığı değerleri kişisel maldır. Bu nedenle bir eş, limited şirket payını veya anonim şirket hissesini evlenmeden önce edinmişse, kural olarak o pay kişisel mal sayılır. Ancak bu tespit davayı otomatik olarak bitirmez. Çünkü TMK m.219/4 uyarınca kişisel malların gelirleri edinilmiş mal olarak kabul edilir. TMK m.221 ile bazı istisnai sözleşme düzenlemeleri mümkün olsa da, çoğu dosyada böyle bir mal rejimi sözleşmesi bulunmaz.
Örnek vermek gerekirse, eşlerden biri evlenmeden önce yüzde 60 ortak olduğu bir limited şirkete sahipse, bu ortaklık payı kural olarak kişisel maldır. Fakat evlilik süresince bu şirket düzenli kar ettiyse ve ortağa dağıtılan temettü, huzur hakkı, kar payı veya başka ekonomik yararlar doğduysa, bu gelirlerin edinilmiş mal olarak değerlendirilmesi gündeme gelebilir. Aynı şekilde kar payı doğrudan ödenmeyip şirkette bırakılmış, sermayeye eklenmiş ya da başka malvarlığına dönüşmüşse, bu dönüşümün de ayrıca incelenmesi gerekir.
Burada TMK m.222’deki ispat kuralı da önemlidir. Bir malın eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemezse paylı mülkiyet karinesi; hangi mal grubuna ait olduğu ispat edilemezse edinilmiş mal karinesi uygulamada tartışma yaratabilir. Bu nedenle “şirket benim kişisel malımdı” iddiası çoğu zaman belgeyle desteklenmelidir.
Evet, kar payı ve şirket gelirleri çoğu dosyada asıl tartışma konusudur.
Uygulamada görüyoruz ki şirket hissesi uyuşmazlıklarında asıl mesele çoğu zaman hisse senedinin nominal değeri değil, şirketin evlilik boyunca ürettiği ekonomik değerdir. TMK m.225 uyarınca mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer. Buna rağmen tasfiyede dikkate alınacak birçok hesaplama, mal rejiminin sona erdiği tarih ile tasfiye tarihine en yakın rayiç değerler üzerinden uzman bilirkişi yardımıyla yapılır. TMK m.227, m.228, m.235 ve m.239 bu hesaplama mantığında önem taşır.
Yargıtay 8. HD, 2016/15937 E., 2018/19045 K. kararında mahkemenin şu araştırmaları yapması gerektiğini açıkça belirtmiştir: şirketin kar edip etmediği, kar etmişse eşe kar payı ödenip ödenmediği, ödenmişse bunun mevcut olup olmadığı, yatırıma dönüşüp dönüşmediği ve ödenmemiş karın şirkette kullanılıp kullanılmadığı. Bu yaklaşım, dava stratejisini doğrudan etkiler.
Bu nedenle aşağıdaki deliller çoğu dosyada belirleyicidir:
- Ticaret sicili kayıtları ve ortaklık yapısı
- Şirket ana sözleşmesi ve pay devri belgeleri
- Genel kurul kararları
- Kar dağıtım kararları ve temettü belgeleri
- Bilanço, gelir tablosu, mizan ve kurumlar vergisi beyannameleri
- Ortağın banka hesap hareketleri
- Sermaye artırımı belgeleri
- Şirketten çekilen para, huzur hakkı veya örtülü kazanç aktarımını gösterebilecek kayıtlar
Büromuzda sıkça karşılaştığımız bir başka sorun da şirketin kar etmesine rağmen tüm kazancın şirket içinde bırakıldığı savunmasıdır. Böyle bir durumda sadece muhasebe kayıtlarına bakmak yetmez; karın şirkete yatırım olarak dönüp dönmediği, şirket özvarlığını büyütüp büyütmediği ve bunun dolaylı ekonomik değer yaratıp yaratmadığı da incelenmelidir.
Evet, dava ayrı açılır ve görevli mahkeme çoğu zaman aile mahkemesidir.
Boşanma davası ile mal rejimi tasfiyesi aynı hukuki zeminde görünse de aynı dava değildir. Şirket hissesi paylaşımına ilişkin talepler çoğu zaman boşanmanın fer’i değil, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan ayrı bir alacak davasıdır. Bu nedenle anlaşmalı ya da çekişmeli boşanma dosyası sonuçlandıktan sonra ayrıca katılma alacağı veya değer artış payı davası açılması gündeme gelebilir.
Uygulamada mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda görevli mahkeme genellikle aile mahkemesidir. Yetki ve zamanaşımı değerlendirmesi ise dosyanın özelliklerine göre ayrıca incelenmelidir. Özellikle şirketin merkezinin başka şehirde olması, ortaklık ilişkilerinin karmaşık olması veya ticari kayıtların farklı yerlerde bulunması davayı daha teknik hale getirir. İstanbul aile hukuku avukatı desteği bu noktada önemlidir; çünkü İstanbul’da şirketler üzerinden yürüyen boşanma dosyalarında aile hukuku ile ticaret hukuku verilerinin birlikte okunması gerekir.
Ayrıca şirket malvarlığına tedbir istenirken ölçülülük önemlidir. Uygulamada görüyoruz ki mahkemeler, sırf katılma alacağı davası var diye şirketin tüm hesaplarını ve faaliyetini durduracak şekilde sınırsız tedbire sıcak bakmaz. Ama pay devrini önleyici, alacak miktarıyla sınırlı ve amaca uygun tedbirler daha gerçekçi olabilir. Bu nedenle tedbir talebinin de teknik kurulması gerekir.
Evet, bilirkişi incelemesi ve doğru delil toplama sonucu belirler.
Şirket hissesi dosyalarında soyut anlatım çoğu zaman yeterli olmaz. “Eşim şirketten çok para kazandı”, “şirket aslında aile parasıyla kuruldu”, “bütün gelir şirket üzerinde bırakıldı” gibi cümleler dava dilekçesinde yer alsa bile, bunların belgeyle desteklenmesi gerekir. TMK m.227 kapsamında değer artış payı, TMK m.236 kapsamında katılma alacağı ve gerektiğinde TMK m.229 kapsamındaki eklenecek değerler yönünden detaylı inceleme yapılabilir.
Doğru hazırlanan bir dosyada genellikle şu adımlar izlenir:
- Şirket hissesinin edinim tarihinin ve kaynağının tespiti
- Evlilik tarihinin ve boşanma davası açılış tarihinin belirlenmesi
- Bu tarih aralığındaki kar, temettü ve yatırım verilerinin toplanması
- Şirket özvarlığındaki büyümenin nedenlerinin araştırılması
- Gerekirse mali müşavir, bankacı ve hesap bilirkişisinden rapor alınması
- Kar payının harcandığı, mevcut olduğu veya başka değere dönüştüğü ihtimallerinin ayrı ayrı incelenmesi
Yargıtay HGK, 2020/8-458 E., 2021/889 K. kararında da özellikle ticaret sicili kayıtlarının ve gerçek ortaklık yapısının dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. Yani salt tanık beyanı, şirketin gerçekte başkasına ait olduğu savunmasını her zaman kurtarmayabilir. Resmi kayıtlar, mali belgeler ve ekonomik akış birlikte değerlendirilir.
Evet, anlaşmalı boşanmada şirket payı mutlaka açık yazılmalıdır.
Anlaşmalı boşanma yapan birçok çift, protokolde yalnızca nafaka, velayet ve birkaç taşınmazı düzenleyip şirket hisselerini belirsiz bırakıyor. Sonrasında “biz mal paylaşımını da bitirmiştik” ya da “şirket zaten konuşulmuştu” tartışmaları çıkıyor. Oysa şirket, ortaklık payı, kar payı, ileride doğmuş veya doğacak alacak iddiaları ve feragat kapsamı protokolde açık yazılmadığında sonradan yeni dava riski doğabilir.
Bu nedenle anlaşmalı boşanma protokolünde aşağıdaki konuların açık olması önemlidir:
- Hangi şirkette hangi oranda pay bulunduğu
- Bu payın kişisel mal mı edinilmiş mal mı kabul edildiği
- Kar payı, temettü, sermaye artışı ve geçmiş dönem gelirleri bakımından talep bulunup bulunmadığı
- Tarafların birbirinden katılma alacağı veya değer artış payı isteyip istemediği
- Feragat varsa kapsamının açık ve tereddütsüz yazılması
Büromuzda sıkça karşılaştığımız dosyalarda, kısa hazırlanmış protokoller yüzünden yıllar sonra ek dava açıldığını görüyoruz. Özellikle aile şirketi, limited şirket ortaklığı veya tek ortaklı şirketlerde protokolün yüzeysel düzenlenmesi ciddi risk doğurur.
Evet, doğru stratejiyle hak kaybı önlenebilir.
Boşanmada eşin şirket hissesi meselesi, standart mal paylaşımı dosyalarından daha teknik bir alandır. Burada yalnızca aile hukuku değil; ticaret sicili, muhasebe, vergi ve bilirkişi hesaplaması da devreye girer. Hissenin evlilik öncesi edinilmiş olması davayı tamamen bitirmeyebilir; şirketten doğan kar payı, sermaye büyümesi ve mevcut ekonomik yarar ayrıca incelenebilir. Tersine, evlilik içinde edinilen her ortaklık payı da otomatik olarak basit biçimde yarıya bölünmez; mal rejiminin tasfiye kurallarına göre parasal alacak hesabı yapılır.
Bu yüzden pratik öneri nettir: dava açmadan önce ticaret sicili kayıtlarını, vergi belgelerini, banka hareketlerini, kar dağıtım kararlarını ve ortaklık yapısını sistemli biçimde toplamak gerekir. İstanbul avukat desteğiyle hazırlanan dosyalarda, özellikle şirket merkezinin İstanbul’da olması halinde delile daha hızlı erişim ve daha doğru dava kurgusu sağlanabilir. Uygulamada görüyoruz ki hazırlıksız açılan dosyalarda asıl sorun haklı olmak değil, hakkı ispatlayamamaktır.
Evet, sık sorulan soruların cevapları da sonucu etkiler.
Evlilikten önce kurulan şirket boşanmada paylaşılır mı?
Evlilikten önce kurulan şirketin hissesi kural olarak kişisel mal sayılır. Ancak bu, diğer eşin hiçbir hakkı olmayacağı anlamına gelmez. Şirketin evlilik süresince doğurduğu kar payı, temettü veya bu gelirlerin başka yatırımlara dönüşmüş hali ayrıca incelenebilir. Bu nedenle yalnızca kuruluş tarihine bakıp dosyanın bittiğini düşünmek çoğu zaman yanlıştır; gelir akışının ve sermaye hareketlerinin de ayrı değerlendirilmesi gerekir.
Şirket ortağı olmayan eş doğrudan şirkete ortak olabilir mi?
Mal rejimi tasfiyesi davalarında genellikle amaç, diğer eşi fiilen şirkete ortak yapmak değildir. Çoğu uyuşmazlıkta ayni paylaşım yerine parasal alacak hesabı yapılır ve katılma alacağı ya da değer artış payı üzerinden sonuca gidilir. Şirket sözleşmesi, ortaklık yapısı ve ticaret hukuku kuralları da dikkate alındığında, mahkemenin doğrudan şirket ortaklığı yaratmasından çok ekonomik karşılığı hesaplaması daha sık görülen durumdur.
Şirket karı dağıtılmadıysa diğer eş yine de hak talep edebilir mi?
Evet, bazı dosyalarda talep mümkün olabilir. Çünkü kar payının fiilen hesaba yatırılmamış olması her zaman ekonomik değerin doğmadığı anlamına gelmez. Kar şirket bünyesinde bırakılmış, sermaye artışına dönüştürülmüş veya başka yatırımlarla özvarlığı büyütmüş olabilir. Böyle bir durumda bilirkişi incelemesi önem kazanır. Mahkeme, sadece nakit ödeme olup olmadığına değil, karın ekonomik sonuçlarının evlilik içindeki malvarlığına etkisine de bakabilir.
Boşanma davası sürerken şirket hissesi devredilirse ne olur?
Bu tür devirler davanın seyrini karmaşıklaştırabilir. Devrin gerçek, muvazaalı, piyasa koşullarına uygun ya da hak azaltma amacı taşıyıp taşımadığı somut olayda incelenir. Bu nedenle şüpheli devir ihtimali varsa ticaret sicili kayıtlarının hızlı alınması, gerektiğinde uygun tedbir taleplerinin zamanında ileri sürülmesi ve delillerin kaybolmadan toplanması önemlidir. Geç kalınan her adım, ispat bakımından ciddi dezavantaj yaratabilir.
Anlaşmalı boşanmada şirket hissesi için ayrıca dava açılabilir mi?
Bu sorunun cevabı protokolün içeriğine bağlıdır. Eğer taraflar şirket hissesi, kar payı, katılma alacağı ve değer artış payı konularını açık biçimde düzenlememişse, sonradan ayrıca dava açılması ihtimali doğabilir. Buna karşılık açık, tereddütsüz ve kapsamı belirli bir feragat veya tasfiye hükmü varsa sonuç farklı olabilir. Bu yüzden özellikle şirket bulunan evliliklerde anlaşmalı boşanma protokolü standart kalıplarla değil, dosyaya özgü hazırlanmalıdır.
Bu konuda hukuki destek almak için bizimle iletişime geçin.

