Boşanma sonrası görüşme düzeni tesis edilmişken işler tersine gidebilir: Karşı taraf çocuğu teslim etmemeye başlar, çocuk görüşmelerden huzursuz döner ya da görüşme sırasında çocuğa diğer ebeveyn aleyhinde konuşmalar yapıldığına dair bulgular ortaya çıkar. Bu noktada pek çok ebeveynin yaptığı hata, süreci kendi eliyle çözmeye çalışmak — çocuğu okuldan almak, karşı tarafa baskı yapmak ya da sürekli polis çağırmaktır. Bu davranışlar dosyayı zorlaştırdığı gibi kısıtlama talep eden tarafı da kusurlu gösterebilir. Kişisel ilişki rejiminde yapılacak değişikliğin adresi bellidir: Aile mahkemesinde açılacak kısıtlama veya kaldırma davası. Bu yazıda TMK m. 325’in işleyişini, şartlarını, ispatını ve Yargıtay’ın belirleyici kararlarını ele alıyoruz.
Kişisel İlişki Hakkı Nedir ve Sınırı Nereden Başlar?
Türk Medeni Kanunu’na göre velayeti kendilerine verilmeyen eş, çocuğun yüksek yararına olmak kaydıyla onunla kişisel ilişki kurma hakkına sahiptir (TMK m. 323/1). Bu hak yalnızca ana-babaya özgü değildir; hakkaniyet gerektirdiği takdirde dede, nine gibi yakınlar da kişisel ilişki kurabilir (TMK m. 323/3). Kişisel ilişki hakkı, çocuğun üstün yararına hizmet eden bir hak olarak tasarlanmıştır; bu nedenle bir “sahiplik hakkı” gibi kullanılamaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 16.1.2012 tarihli E. 2011/2727, K. 2012/204 sayılı kararı bu ilkeyi net biçimde ortaya koyar: Yüksek Mahkeme, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ile Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ne atıf yaparak velayet hakkının kaldırılmış olmasının bile ana-babanın çocuklarıyla kişisel ilişki kurma hakkını ortadan kaldırmayacağını, bu hakkın ancak çocuğun yüksek yararının gerektirdiği hâllerde veya ana-babanın hakkı amacına aykırı kullandığı durumlarda kısıtlanabileceğini belirtmiştir. Yani kişisel ilişkinin sınırı, yetişkinin talebinden değil çocuğun yararından doğar.
Kişisel İlişki Hangi Hallerde Kısıtlanabilir veya Kaldırılabilir?
TMK m. 325/1 uyarınca mahkeme iki durumda kısıtlamaya ya da kaldırmaya karar verir. Birincisi, ana veya babanın kişisel ilişkinin kurulmasına veya kullanılmasına ilişkin haklarını amacına aykırı kullanmasıdır. Buna örnek olarak görüşme günlerinde çocuğa sürekli biçimde diğer ebeveyn aleyhinde konuşmak, çocuğu bilgi toplamaya zorlamak, teslim saatlerine uymamak ya da görüşmeleri kendi baskı aracı hâline getirmek gösterilebilir. İkincisi, kişisel ilişkinin kurulmasının veya kullanılmasının çocuğun yüksek yararına açıkça zarar vermesidir; görüştükten sonra okul başarısının düşmesi, uyku bozuklukları, korku gibi somut bulgular bu değerlendirmenin konusudur.
Kanun metnindeki “açıkça zarar vermesi” ifadesi tesadüfî değildir. Yargıtay, kısıtlama ve özellikle kaldırma kararlarını, ortada somut ve ağır bir tehlike olmadan verilmesini kabul etmez. Geçici bir gerginlik, ebeveynler arası soğukluk ya da tek seferlik bir teslim gecikmesi, tek başına kısıtlama için yeterli değildir. Mahkeme, her somut olayı sosyal inceleme raporu, varsa öğretmen ve uzman beyanları, çocuğun kendi ifadesi gibi verilerle bütüncül olarak değerlendirir.
Kısıtlamanın Yaygın Biçimleri Nelerdir?
Kısıtlama, kişisel ilişkinin tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelmez; hakkın niteliğini ve kullanım biçimini çocuğun yararına göre yeniden düzenler. Uygulamada en sık görülen kısıtlama biçimleri şunlardır:
| Kısıtlama Biçimi | Tipik Uygulama | Hangi Durumda Gündeme Gelir? |
|---|---|---|
| Gözetimli görüş | Görüşme, Aile ve Sosyal Hizmetler alanında uzman bir kişinin nezaretinde gerçekleşir | Çocuğun güvenliği konusunda ciddi kuşku, şiddet öyküsü iddiası |
| Sürenin azaltılması | Hafta sonu görüşmesi tek güne indirilir, tatil paylaşımı yeniden düzenlenir | Çocuğun düzeninin bozulması, yoğun eğitim programı |
| Yer sınırı | Görüşme yalnızca belirtilen ilde veya kapalı mekânda yapılır | Yurt dışına çıkma veya adres gizleme riski |
| Şarta bağlama | Görüşmenin rapor sunulmasına veya teminata bağlanması | Tekrarlayan uygunsuz davranış bulguları |
Pratikte gözetimli görüş en çok tartışılan biçimdir. Gözetim, çoğu kez mahkemenin belirlediği bir buluşma merkezinde veya uzman nezaretinde yapılır; amacı çocuğu korumak değil, korurken ilişkiyi de tamamen koparmamaktır. Kısıtlama kararı verildiğinde bu düzenlemenin denetimi de gündeme gelir: Mahkeme, kısıtlı görüşmenin işleyip işlemediğini ara soruşturmayla veya ek raporla izleyebilir.
Kişisel İlişki Tamamen Kaldırılabilir mi?
Kaldırma, kişisel ilişki rejiminin en ağır yaptırımıdır ve ancak çocuğun yüksek yararının başka türlü korunamadığı durumlarda söz konusu olur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 01.06.2020 tarihli 2020/1370 E., 2020/2447 K. sayılı kararı bu konuda yol göstericidir. Kararda; davalı annenin kişisel ilişki kararına rağmen çocuğu uzun süre gizlediği, icra memurlarıyla yapılan teslim girişimlerine direndiği, bu eylemleri nedeniyle çocuğu alıkoyma suçundan cezalandırıldığı, çocuk yanında alıkonulduğu süre boyunca sosyal medyada uygunsuz biçimde paylaşıldığı ve nihayet baba yanına döndükten sonra korku, ağlama ve saklanma belirtileri gösterdiği olaylarda, Daire kişisel ilişkinin çocuğun üstün yararı doğrultusunda o aşamada kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bu kararın iki önemli mesajı vardır. Birincisi, kaldırma kararı bile kesin ve kalıcı bir hüküm değildir; Daire, değişen koşullara göre kişisel ilişkinin her zaman yeniden değerlendirilebileceğini özellikle kaydeder. İkincisi, kişisel ilişki hakkını amacına aykırı kullanan taraf — bu olayda çocuk gizleyen taraf — hakkın kendisini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır. Kısacası kişisel ilişkiyi engelleyerek kazanmak düşünülüyorsa, hukuki sonuç tam ters yönde olur.
Buna karşın kaldırma kararı istisnadır. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı, kişisel ilişkinin tamamen kaldırılması yerine niteliğinin değiştirilmesi, gözetim altına alınması gibi daha az müdahaleci önlemlerin öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündedir. Özellikle 2011/2727 E., 2012/204 K. sayılı kararda vurgulandığı gibi, kişisel ilişki ancak çocuğun yüksek yararının gerektirdiği veya ana-babanın hakkı amacına aykırı kullandığının somut delille gösterilmesi hâlinde kısıtlanabilir.
Boşanma Protokolüne “Dava Açmam” Taahhüdü Yazılırsa Ne Olur?
Boşanma protokollerine bazen “karşı taraf kişisel ilişkinin genişletilmesi veya velayetin değiştirilmesi için dava açmayacaktır” biçiminde maddeler eklenir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 4.2.2014 tarihli E. 2013/11644, K. 2014/1866 sayılı kararı bu taahhütlerin geçerliliğiyle ilgili en öğretici emsallerden biridir. Bu olayda protokolde, çocuklarla baba arasında yalnızca kamuya açık mekânlarda ve gözetim altında kişisel ilişki kurulacağı, baba erginliğe kadar bu düzenin genişletilmesi için dava açmayacağı taahhüt edilmişti. Daire, medeni hakları kullanmaktan önceden feragat niteliğindeki bu şartların çocukların yüksek yararına açıkça aykırı olduğunu ve içerdiği şartlardaki kısmi hükümsüzlüğün protokolün tamamını hükümsüz kılacağını belirtmiştir.
Bu kararın pratik sonucu şudur: Kişisel ilişki düzeni ne protokolle kalıcı olarak dondurulabilir ne de “dava açmama” taahhüdüyle çocuk yararı pazarlık konusu yapılabilir. Koşullar değiştiğinde her iki taraf da düzenin yeniden belirlenmesi için mahkemeye başvurabilir. Böyle bir taahhüdün bulunması, ileride açılacak kısıtlama ya da genişletme davasını baştan engellemez; aksine protokolün bütünü geçersizlik riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Kısıtlama veya Kaldırma Davası Nasıl Açılır, Nasıl İspatlanır?
Dava, aile mahkemesinde açılır ve yetkili mahkeme büyük ölçüde davalının yerleşim yeri ölçütüne göre belirlenir. Davanın öznesi kişisel ilişki kararının yeniden düzenlenmesidir; yani daha önce mahkemece belirlenmiş ya da protokolle kabul edilmiş bir görüşme düzeninin mevcudiyeti, değişiklik talebinin ön koşuludur. Dava dilekçesinde kişisel ilişkinin hangi yönünün, hangi olaylar nedeniyle değiştirileceğinin somut biçimde ortaya konulması gerekir.
İspat yönünden en güçlü deliller şunlardır:
- Sosyal inceleme raporu: PSM uzmanınca hazırlanan rapor, çocuğun yaşam düzenini her iki ebeveyn yanındaki hâliyle karşılaştırır ve mahkemelerin en çok değer verdiği delildir.
- Çocuğun ifadesi: Ayırt etme gücüne sahip çocuk, mahkemece uygun görülen biçimde dinlenebilir (TMK m. 323/2); Yargıtay, çocuğun görüşünün yeterli idrak gücüne sahipse alınması gerektiğini belirtir.
- Uzman değerlendirmesi: Gerek hâlinde çocuk psikiyatristi veya psikolog tarafından çocuğun görüşmelerden etkilenip etkilenmediğinin incelenmesi istenebilir.
- Teslim tutanakları ve yazışmalar: Görüşmenin gerçekten engellendiğini veya uygunsuz biçimde kullanıldığını gösteren icra tutanakları, mesaj kayıtları ve tanık beyanları süreçleri belgeler.
Dikkat edilmesi gereken nokta şudur: İddia edilen olaylar ne kadar ağırsa, mahkemenin o ölçüde somut delil araması beklenir. Süreç boyunca tarafların kendi beyanları tek başına yeterli görülmez; bu nedenle olayların tarih, yer ve tanık bilgisiyle kayıt altına alınması, sürecin sağlıklı yürümesi için hayati önem taşır.
Kişisel İlişki Kararına Uymayan Tarafa Karşı Ne Yapılabilir?
Kişisel ilişki kararları, diğer ilamlardan farklı bir icra rejimine tabidir. Çocukların teslimine ilişkin kararların icrasında çocuk üzerinden zor kullanılamaz; icra memuru teslimi sağlamaya çalışır ama çocuğu fiziksel zor kullanarak teslim edemez. Buna karşılık kanun, kişisel ilişki kararını engelleyen taraf için ayrı yaptırımlar öngörür. Çocuğun velayet sahibi tarafından haklı sebep olmaksızın gösterilmemesi, TCK m. 228’de düzenlenen çocuğun alıkonulması suçunu oluşturabilir. Ayrıca engelleme davranışı, TMK m. 325 anlamında hakkın amacına aykırı kullanımı teşkil ederek kısıtlama davasının dayanağı hâline gelebilir.
Yargıtay’ın 2020/1370 E., 2020/2447 K. sayılı kararı tam da bu mekanizmanın ürünüdür: Kişisel ilişki kararına direnen ve çocuğu gizleyen taraf, önce cezai yaptırımla karşılaşmış, ardından bu davranış kişisel ilişkinin kaldırılmasına gerekçe olmuştur. Öte yandan kişisel ilişkiyi kullanan tarafın gösterdiği ağır ihmaller veya çocuğu tehlikeye atan davranışları da aynı değerlendirmeye tabidir. Yani yaptırım mekanizması iki yöne de işler ve ölçüt daima çocuğun yüksek yararıdır.
Sürecin bir diğer boyutu teminattır: TMK m. 320 uyarınca boşanma veya ayrılma kararı verilirken eşlerden her biri, diğerinin ve çocuğun kişisel ilişki kurmasının durmaması için gereken güvenliği sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm, mahkemenin gerektiğinde tedbir niteliğinde düzenlemeler yapmasına da zemin hazırlar.
Kaldırılan veya Kısıtlanan Kişisel İlişki Yeniden Kurulabilir mi?
Evet. TMK m. 325/2 uyarınca kişisel ilişkinin kısıtlanmasına ya da kaldırılmasına karar verilmişken daha önceki şartların değişmesi hâlinde, bu kez kısıtlamanın veya kaldırmanın ortadan kaldırılması istenebilir. Örneğin gözetimli görüş döneminde sorunun kaynağı olan davranışların sona erdiği, çocuğun uzman desteğiyle toparlandığı ya da engellemeyi yapan tarafın bu tutumundan vazgeçtiği somut biçimde gösterilebilirse, hakkın yeniden kullanımı gündeme gelir. Yargıtay’ın 2020/1370 E. sayılı kararında kaldırma aşamasında dahi “değişen koşullara göre her zaman yeniden değerlendirilebileceği” vurgulanmıştır; kısıtlama kararı elbette bundan daha kolay gevşetilebilir.
Bu düzenlemenin amacı, ebeveyn cezalandırmak değil, çocuğun her iki ebeveyniyle sağlıklı bağ sürdürmesidir. Bu nedenle yeniden değerlendirme taleplerinde mahkeme, aradan geçen sürede neyin değiştiğini, çocuğun mevcut durumunu ve talebin çocuğun düzenini bozup bozmayacağını mercek altına alır.
İstanbul’da Kişisel İlişki Davaları Nasıl Yürür?
İstanbul’da aile mahkemelerinin dosya yoğunluğu, kısıtlama davalarında sosyal inceleme raporunun hazırlanma ve sonuçlanma sürelerini doğrudan etkiler; rapor süreleri dosyanın niteliğine göre değişkendir ve kesin bir süre taahhüt etmek mümkün değildir. Pratikte iki noktaya dikkat edilir: Birincisi, çocuğun dinlenmesi gerekiyorsa bu talebin dilekçede açıkça belirtilmesi ve mümkünse Çocuk İzlem Merkezi gibi çocuğu ikincil travmadan koruyan birimlerde görüşmenin sağlanmasıdır. İkincisi, rapor bekleme süresinde kişisel ilişkinin işleyişini belgeleyecek tutanak ve kayıtların tutulmasıdır; İstanbul’daki yoğun takvimde dosyayı ayırt eden şey çoğu zaman kayıt disiplinidir.
İstanbul pratiğinde gözetimli görüş talepleri de sık görülür. Buluşma yeri ve gözetimcinin niteliği, çocuğun okul düzeni, ulaşım koşulları gibi kent hayatına özgü pratik unsurlar kararın kapsamına girer. Bu nedenle İstanbul’da yürütülen kişisel ilişki dosyalarında, talebin çocuğun günlük düzeniyle uyumlu ve uygulanabilir biçimde kurgulanması, soyut taleplerden çok daha güçlü sonuç verir.
Sık Sorulan Sorular
Kişisel ilişkinin kısıtlanması için hangi şartlar gerekir?
Türk Medeni Kanunu’nun 325. maddesi uyarınca iki alternatif şarttan biri gerçekleşmelidir: Ana veya babanın kişisel ilişki hakkını amacına aykırı kullanması ya da kişisel ilişkinin kurulmasının veya kullanılmasının çocuğun yüksek yararına açıkça zarar vermesi. Amaca aykırı kullanıma örnek olarak çocuğu diğer ebeveyn aleyhinde beyanlara aracı etmek, teslim düzenini sürekli bozmak veya görüşmeyi baskı aracı hâline getirmek gösterilebilir. Yüksek yarara zarar ise çocuğun görüştükten sonra gösterdiği somut olumsuz belirtilerle değerlendirilir. Her iki yolda da iddianın somut delille — sosyal inceleme raporu, uzman incelemesi, tutanak ve tanık beyanıyla — desteklenmesi beklenir; soyut kuşku veya ebeveynler arası gerginlik tek başına yeterli değildir.
Eşim çocuğu göstermiyorsa kişisel ilişkinin kaldırılmasını mı istemeliyim?
Hayır, bu durum farklı bir hukuki sorunudur. Çocuğun gösterilmemesi, göstermeyen tarafın kişisel ilişki hakkını amacına aykırı kullandığına veya zaten ilişki kuramayan tarafa haksızlık edildiğine işaret eder. Bu noktada Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin E. 2011/2727, K. 2012/204 sayılı kararı yol göstericidir: Velayet hakkının kaldırılmış olması bile kişisel ilişki hakkını ortadan kaldırmaz; bu hak ancak çocuğun yüksek yararı gerektirdiğinde kısıtlanabilir. Göstermeme davranışı için önceki ilişki kararının icrası, gerekirse çocuğun alıkonulması suçuna ilişkin şikâyet ve şartların değişmesi hâlinde velayetin değiştirilmesi gündeme gelebilir. Kaldırma talebi ise ancak engelleme davranışının çocuğun yüksek yararına açıkça zarar verdiği durumlarda sonuç verir.
Gözetimli görüş nedir ve kim gözetler?
Gözetimli görüş, kişisel ilişkinin üçüncü bir kişinin nezaretinde kurulmasıdır; amaç, çocuğun güvenliğini sağlarken ebeveyn-çocuk bağını tamamen koparmamaktır. Gözetçi, çoğu uygulamada aile ve sosyal hizmetler alanında eğitim görmüş bir uzmandır ve mahkeme kararıyla belirlenir; görüşme mahkemenin gösterdiği mekânda, sıklıkla da belirli saat dilimlerinde gerçekleşir. Gözetimli görüş genellikle geçici bir düzenleme olarak kabul edilir: Mahkeme, gözetim süresince raporlar aldıkça düzenin normalleşip normalleşmediğini değerlendirir. Gözetim altında geçen sürede sorun devam ediyorsa kısıtlamanın yoğunlaştırılması ya da ilişkinin kaldırılması yeniden gündeme gelebilir; sorun aşıldıysa gözetim kaldırılarak doğal görüşme düzenine dönülür.
Kaldırılan kişisel ilişki sonradan geri gelebilir mi?
Evet, gelebilir. TMK m. 325/2 uyarınca kısıtlama veya kaldırma kararından sonra şartlar değişirse, bu kez kısıtlamanın veya kaldırmanın ortadan kaldırılması istenebilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 01.06.2020 tarihli 2020/1370 E., 2020/2447 K. sayılı kararında, kişisel ilişkinin çocuğun üstün yararı doğrultusunda kaldırıldığı olayda dahi ilişkinin değişen koşullara göre her zaman yeniden değerlendirilebileceği özellikle vurgulanmıştır. Yeniden değerlendirme talebinde mahkeme, hangi şartın değiştiğini, çocuğun mevcut ruhsal ve fiziksel durumunu, talebin çocuğun düzenine etkisini araştırır. Yani kaldırma kararı kesin bir kapanış değil, çocuğun yararına göre her an yeniden ayarlanabilen bir düzenlemesidir.
Boşanma protokolünde görüşmeyle ilgili her şeyi kararlaştırdık; sonra değiştirilebilir mi?
Değiştirilebilir. Protokolde kabul edilen kişisel ilişki düzeni, koşullar değiştiğinde mahkemeden yeniden düzenlenmesini istemeye engel değildir. Daha da önemlisi Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 4.2.2014 tarihli E. 2013/11644, K. 2014/1866 sayılı kararına göre, kişisel ilişkinin genişletilmesi veya velayetin değiştirilmesi için dava açılmayacağına dair önceden verilen taahhütler medeni hakları kullanmaktan feragat niteliğindedir; bu şartlar çocukların yüksek yararına açıkça aykırıdır ve kısmi hükümsüzlük protokolün tamamını hükümsüz kılabilir. Bu nedenle protokol ne derse desin, çocuğun yararı gerektirdiğinde her iki taraf da düzenin değiştirilmesini talep edebilir.
Çocuk görüşmek istemediğini söylüyorsa ne olur?
Çocuğun görüşme istememesi tek başına kısıtlama kararı için yeterli değildir; ancak ciddi bir veridir. Ayırt etme gücüne sahip çocuk, yargılamanın her aşamasında dinlenebilir (TMK m. 323/2) ve Yargıtay, kişisel ilişkinin kapsamının belirlenmesinde çocuğun görüşünün yeterli idrak gücüne sahipse alınması gerektiği ilkesini benimser. Bununla birlikte çocuğun reddi, çoğu kez bir ebeveyn etkisinin ürünü olabileceğinden mahkeme bu isteği sosyal inceleme raporu ve gerekirse uzman incelemesiyle birlikte değerlendirir. Çocuğun yaşı, okul dönemi, tatil ve kurs düzenleri de kişisel ilişkinin biçimini belirleyen unsurlar arasındadır. Kısacası çocuğun sözü dinlenir ama tek başına belirleyici değildir; karar yine çocuğun yüksek yararının bütüncül değerlendirilmesiyle verilir.
Yazan: Av. Merve Arı | İstanbul Barosu
Kişisel ilişki kısıtlama ve kaldırma davaları, delil disiplini ve çocuğun yüksek yararının doğru kurgulanmasını gerektirir. Dosyanızın özelliklerine göre sürecin nasıl yürütülmesi gerektiğini değerlendirmek isterseniz iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.
0
