Miras Paylaşma Sözleşmesi Nasıl Yapılır? TMK 676, Şekli ve İstanbul Pratiği 2026

Kısa cevap: Miras paylaşma sözleşmesi, mirasçıların terekeyi mahkemeye gitmeden kendi aralarında anlaşarak paylaşmasını sağlayan ve TMK m. 676’da düzenlenen bir sözleşmedir. Geçerliliği için yazılı şekil yeterlidir; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2020/17-220 E., 2020/726 K. sayılı kararında mirasçılar arasındaki paylaşmanın yazılı şekilde yapılmasının yeterli olduğunu açıkça belirtmiştir. Sözleşme tüm mirasçıların katılımıyla yapılır; bir mirasçı katılmazsa o mirasçı bakımından paylaşma gerçekleşmez ve yol taksim davasına (TMK m. 642) döner. Paylaşılan mal taşınmazsa tapuda devir için ayrıca tapu sicilinin aradığı resmi şekil şartı yerine getirilir; bir mirasçının miras payını üçüncü kişiye devretmesi ise ancak noterlikçe düzenlenen sözleşmeyle mümkündür (TMK m. 677).

Miras, ölümle birlikte yasal veya atanmış mirasçıların hepsine birden geçer; tereke malı bir süredir tüm mirasçıların elbirliği mülkiyeti altında bulunur. Bu ortaklık, paydaşların iradesi dışında kurulmuş geçici bir birlikteliktir ve pratikte en çok tartışma yaratan aşaması paylaşmadır. Kimi ailede kardeşler babadan kalan tek daireyi kolayca paylaşır; kimi ailede ise yıllarca süren dava masrafları, bozulan ticari ilişkiler ve tükenen dostluklar devreye girer. İki uç arasındaki fark çoğu zaman iyi kurulmuş bir miras paylaşma sözleşmesinden geçer.

Bu rehberde miras paylaşma sözleşmesinin ne olduğunu, hangi şekil şartına tabi olduğunu, taşınmaz ve taşınır mallarda nasıl uygulandığını, eksik imza durumunda ne olacağını, sözleşmeden doğan garanti borcunu ve zamanaşımını, İstanbul tapu ve sulh hukuk pratiğindeki karşılığını ele alıyoruz. Yazı boyunca TMK m. 676, 677, 679 ve 642 hükümleri ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun güncel içtihadı temel alınacaktır.

Miras Paylaşma Sözleşmesi Nedir, Hangi Sorunu Çözer?

Miras paylaşma sözleşmesi, TMK m. 676’da “payların oluşturulması ve fiilen alınması veya aralarında yapacakları paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar” ifadesiyle düzenlenmiştir. Basitçe söylemek gerekirse, terekedeki malların hangi mirasçıya ne şekilde geçeceğinin tüm mirasçılarca kabul edilmesidir. Kanun bu sözleşmeye iki işlev yükler: payların oluşturulması (yani hangi malın kime özgülendiğinin belirlenmesi) ve fiilen alınması (yani malın ilgili mirasçı tarafından devralınması).

Bu sözleşmenin çözdüğü temel sorun, elbirliği mülkiyetinin kilitlenmesidir. Miras ortaklığı sürdüğü sürece terekedeki bir taşınmaz, tek bir mirasçının tek başına iradesiyle satılamaz, ipoteklenemez veya başkasına devredilemez; tüm mirasçıların oybirliği gerekir. Ortaklıktan çıkmak isteyen mirasçı bu kilitlenmeyi ancak paylaşmayla aşabilir. Paylaşma sözleşmesi, bu çözümü mahkeme kararı olmaksızın, mirasçıların iradesiyle ve çok daha hızlı biçimde sağlar. Ayrıca mirasçılara dava yoluyla ulaşılması mümkün olmayan esneklikleri de beraberinde getirir: mirasçılar malın tamamını tek kişiye bırakıp karşılığında bedel alınmasını kabul edebilir, borçları paylaştırabilir veya denkleştirme ödemeleri düzenleyebilir.

Paylaşma Sözleşmesi ile Taksim Davası Arasındaki Fark

Uygulamada en sık karıştırılan iki kavram paylaşma sözleşmesi ile mirasın taksimi davasıdır. Aralarındaki en belirgin fark iradenin kaynağıdır: paylaşma sözleşmesi mirasçıların ortak rızasına dayanır; taksim davası ise TMK m. 642 uyarınca sulh hukuk mahkemesinden talep edilen, katılmayan mirasçıyı da bağlayan yargısal bir paylaştırmadır. TMK m. 642/1’e göre mirasçılardan her biri, sözleşme veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça, her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebilir.

İkinci önemli fark, paylaştırma yöntemidir. Taksim davasında hâkim, TMK m. 642/2 uyarınca terekedeki belirli malların aynen, olanak yoksa satış yoluyla paylaştırılmasına karar verir; olanak varsa her taşınmazın tamamını bir mirasçıya vermek suretiyle paylaştırma yapar ve değer farklarını para ödenmesiyle denkleştirir. Paylaşma sözleşmesinde ise hâkimin bu takdirine gerek yoktur; mirasçılar malları diledikleri biçimde ve diledikleri değerle paylaşabilir. Üçüncü fark sonucun niteliğidir: taksim davası, mirasçının katılımına bakılmaksızın onu bağlar; paylaşma sözleşmesi ise yalnızca katılan mirasçılar arasında hüküm ve sonuç doğurur. Bu nedenle aralarında anlaşamayan mirasçıların sözleşme yolu tıkalıdır; onların yolu mahkemeden geçer. Son bir fark da denkleştirme alanındaki esnekliktir: yargısal taksimde hâkim denkleştirmeyi miras payları oranında yapmak zorundadır; sözleşmede ise mirasçılar birbirlerine karşılıksız kazandırma da yapabilir.

Miras Paylaşma Sözleşmesinde Şekil Şartı: Yazılı Şekil Yeterli mi?

TMK m. 676/son fıkrası, kuralı net biçimde ortaya koyar: “Paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.” Yani mirasçılar arasında terekedeki malların paylaşılması konusunda kararlaştırılan her şeyin yazılı bir belgeye dökülmesi gerekir; sözlü anlaşma veya örtülü davranışlarla paylaşma gerçekleşmiş sayılamaz. Bu yazılılık şartı, sözleşmenin varlığını ve kapsamını ispat edilebilir kılar; yıllar sonra bir mirasçının “aslında şu mal bana bırakılmıştı” iddiasını belge düzeyinde kesinleştirir.

Şekil konusundaki en kritik güncel içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2020/17-220 E., 2020/726 K. sayılı kararıdır. HGK bu kararında, 4721 sayılı TMK’nın 676/son maddesi uyarınca mirasçılar arasındaki paylaşımın yazılı şekilde yapılmasının yeterli olduğunu belirtmiştir. Bu karar, paylaşma sözleşmesinin geçerliliği bakımından adi yazılı şeklin yeterli olduğunu ve mirasçılar arasındaki ilişkide resmi bir düzenleme aranmadığını teyit etmesi bakımından yol göstericidir. Yine de uygulamada paylaşılan malların değeri ve tapu işlemleri dikkate alındığında, sözleşmenin noterde düzenleme şeklinde yapılması ispat gücü ve tapu süreci açısından ciddi avantaj sağlar; ancak bu bir geçerlilik şartı değil, ispat ve uygulama kolaylığı tercihidir.

Taşınmazlar İçin Tapu İşlemi ve Noter Düzenlemesi Ne Zaman Şart?

Tereke içinde taşınmaz varsa paylaşma iki aşamalı ilerler: önce mirasçılar paylaşma sözleşmesiyle hangi taşınmazın kime düşeceği üzerinde anlaşır, ardından bu paylaşımın tapu siciline yansıtılması gerekir. Tapu sicilinde devir, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün aradığı resmi şekle tabi olarak yapılır; yani imza tapu memuru huzurunda atılır veya işlem noter aracılığıyla yürütülür. Paylaşma sözleşmesi yazılı olmak kaydıyla geçerlidir, ancak tapu kütüğünde değişiklik ancak tapu işleminin tamamlanmasıyla gerçekleşir.

Noter düzenlemesinin kanunen zorunlu olduğu tek durum üçüncü kişilere yapılan devirlerdir. TMK m. 677 uyarınca bir mirasçının üçüncü kişiyle yapacağı sözleşmenin geçerliliği, noterlikçe düzenlenmesine bağlıdır. Yani mirasçı, henüz paylaşılmamış miras payını kardeşine değil de örneğin eşine, bir alacaklısına veya yabancı bir alıcıya devretmek isterse, bu devir ancak noterlikçe düzenlenen sözleşmeyle geçerli olur. Sözleşme noterlikçe düzenlenmişse, devralan kişiye paylaşmaya katılma yetkisi de tanınmış olur. Bu ayrım pratikte çok önemlidir: mirasçılar arasındaki paylaşmada adi yazılı şekil yeterliyken, miras payının dışarıya devrinde noter şartı aranır; yanlış şekille yapılan devirler geçersizdir ve tapu iptali-tescil davalarının en sık görülen sebeplerinden birini oluşturur.

Elbirliği Mülkiyetinden Paylı Mülkiyete Geçiş Seçeneği

TMK m. 676/2, mirasçılara çoğu zaman gözden kaçan önemli bir seçenek daha tanır: paylaşma sözleşmesiyle tereke mallarının tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin, miras payları oranında paylı mülkiyete dönüştürülmesi kabul edilebilir. Bu seçenek, paylaşmayı tam olarak tamamlamak istemeyen ama ortaklığın kilitlenmesinden rahatsız olan aileler için pratik bir ara çözümdür.

Paylı mülkiyete geçildiğinde her mirasçının belirli bir payı olur ve bu pay üzerinde tek başına tasarruf yetkisi kazanılır; mirasçı payını satabilir, ipotek edebilir veya başkasına devredebilir. Buna karşılık malın tamamı hâlâ ortak kalır ve paydaşlardan birinin öncelik alım hakkı gibi kuralları devreye girer. Özellikle aile konutu, yazlık, tarım arazisi veya işletmeye bağlı taşınmazlar gibi “satmak istemiyoruz ama ortaklık da kilitlenmesin” diyen ailelerde bu model tercih edilir. İstanbul’da yüksek değerli tek bir gayrimenkul kalan ailelerde, daireyi satmadan paylı mülkiyete geçip ardından kiraya verme veya kardeşlerden birinin oturması bedeli denkleştirme yolları sık tartışılır. Hangi modelin seçileceği, ailenin orta vadeli planlarına ve mirasçılar arasındaki güven düzeyine göre belirlenmelidir.

Eksik Mirasçı veya İmza Sorunu: Sözleşme Kimleri Bağlar?

Paylaşma sözleşmesi, ancak katılan mirasçılar arasında hüküm ve sonuç doğurur. TMK m. 676’nın “mirasçıları bağlar” ifadesi, sözleşmeye katılan tüm mirasçılar anlamına gelir; paylaştırmaya katılmayan mirasçı bakımından ortaklık sürer. Bu noktada iki ayrı senaryo karışıklık yaratır. Birincisi, mirasçılardan birinin paylaşmaya rıza göstermemesi: bu durumda anlaşan mirasçılar kendi aralarında terekenin bir bölümünü paylaşamaz; çünkü TMK m. 643 uyarınca paylaşma, terekenin bir bütün olarak paylaştırılması esasına dayanır. Katılmayan mirasçı olmadan yapılacak kısmi paylaşma, onun saklı payına ve paylaşma hakkına tecavüz edeceği ölçüde geçersizlik riski taşır. Çarenin yargısal taksim olduğu unutulmamalıdır.

İkinci senaryo, mirasçının paylaşmaya fiilen katılamamasıdır: küçük veya kısıtlı mirasçılarda velayet ve vesayet makamlarının onayı, yurt dışında yaşayan mirasçıda vekâletname gerekir. Özellikle İstanbul’da yaşayıp Anadolu’da tereke bırakan ya da yurt dışında ikamet eden mirasçıların bulunduğu dosyalarda, konsolosluktan verilmiş düzenli vekâletnamenin kapsamı — tapu devrine yetki içerip içermediği — sık sorun çıkarır. Ayrıca saklı pay sahibi mirasçıların yanıltılması veya kandırılması hâlinde, yapılan paylaşma sözleşmesinin iptali ve taksim hükümlerinin uygulanması yoluna gidilebilir. Tüm bu nedenlerle eksik imzalı veya yetkisiz imzalı paylaşma sözleşmeleri, tapu işleminde reddedilebilir ve sonrasında uzun süren iptal davalarına konu olabilir.

Paylaşma Sözleşmesinden Doğan Garanti Borcu ve Zamanaşımı

Paylaşma sözleşmesi tamamlandığında mirasçılar arasındaki ilişki büyük ölçüde sona erer; ancak kanun koyucu bir güvence daha öngörmüştür. TMK m. 679 uyarınca paylaşmanın tamamlanmasından sonra mirasçılar, paylarına düşen mallar için birbirlerine karşı satım hükümlerine göre sorumludurlar. Yani payına düşen taşınmaz başkasına ait çıktığında veya ayıplı olduğunda, mirasçı satıcı gibi sorumluluk taşır; düşük bedelle devraldığı için değil, devrettiği malın devrindeki eksikliklerden dolayı sorumludur.

İkinci güvence alacaklarladır: mirasçılar, paylaşmada her birine özgülenen alacakların varlığını birbirlerine karşı garanti ederler ve borsaya kayıtlı kıymetli evrak dışındaki alacakların mirasçıya mahsup edilen miktarı için, alacağın borçlusunun ödeme gücünden adi kefil gibi sorumlu tutulurlar. Bu, pratikte şu anlama gelir: terekedeki bir alacak sonradan tahsil edilemez hâle gelirse, o alacağı payına alan değil, paylaşmayı kabul eden tüm mirasçılar belli ölçüde sorumluluk üstlenir. Dikkat edilmesi gereken bir süre sınırlaması daha vardır: garantiye ve kefale dayanan dava, paylaşma tarihinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (muacceliyet tarihi sonra ise o tarih esas alınır). Bu bir yıllık süre hak düşürücü niteliktedir; süre geçtikten sonra gecikilen garanti talebi ileri sürülemez. Paylaşmayı takip eden yıl içinde terekedeki alacak ve mal ayıplarının titizlikle kontrol edilmesi bu yüzden büyük önem taşır.

İstanbul’da Miras Paylaşma Sözleşmesi Pratiği ve Dikkat Noktaları

İstanbul, hem tereke değerlerinin yüksekliği hem de mirasçı profili bakımından paylaşma sözleşmelerinin en yoğun uygulandığı kentlerden biridir. Şehirdeki pratikte dikkat çeken noktaları şöyle özetleyebiliriz:

Birincisi, yüksek değerli tek taşınmazın paylaşımı sorunudur. İstanbul’da terekenin ana gövdesi çoğu zaman tek bir daire veya işyerinden oluşur; bu durumda aynen paylaşma imkânsızlaşır ve mirasçılar ya malın birine geçip diğerlerine bedel ödenmesini ya da satış yoluyla paylaşıp bedelin bölüşülmesini kabul etmek zorunda kalır. Satış yoluyla paylaştırma talebinin TMK m. 642/2’deki karşılığı, yargısal taksimde hâkimin satış kararıdır; sözleşme aşamasında ise mirasçılar bu kararı kendi iradeleriyle ve taşınmazın gerçek piyasa değeri üzerinden verebilir. Değer tespitinde bağımsız bilirkişi raporu alınması, ileride gündeme gelecek gabin veya denkleştirme tartışmalarını baştan önler.

İkincisi, çok hisseli ve kuşaklar arası devredilmiş tapular sorunudur. İstanbul’un eski semtlerindeki gayrimenkullerde anne-babadan değil, dede-nineden kalmış ve üzerine yeni paylaşma yapılmamış elbirliği ortaklıkları yaygındır. Bu tapularda mirasçı sayısı onlarca kişiye ulaşabilir ve yalnızca bir kısmının imzaladığı bir paylaşma sözleşmesi, katılmayanlar bakımından hiçbir sonuç doğurmaz. Bu dosyalarda önce mirasçılık belgesinin (veraset ilamının) güncel ve eksiksiz olması, ardından tüm pay sahiplerinin sürece dâhil edilmesi gerekir.

Üçüncüsü, sözleşmede yer alması gereken asgari unsurlardır. İstanbul pratiğinde sağlam bir paylaşma sözleşmesi; tarafların ve murisin kimlik bilgilerini, paylaşılan tüm malları (taşınmazların tapu künyeleriyle), her mirasçıya özgülenen malları, denkleştirme ödemelerini ve ödeme planını, terekedeki borçların hangi mirasçı tarafından üstlenildiğini, tapu devirlerinin hangi sürede yapılacağını ve yaptırım hükümlerini içerir. Sözleşmeye “taraflar arasında bu paylaşma dışında başka bir alacak hakkı bulunmadığı” yönünde ibare eklenmesi, ileride ziynet veya denkleştirme davalarının önünü kesmek için yaygın bir tekniktir. Kayıp ihtimaline karşı ibranameler ve sözleşmenin her mirasçıya imzalı bir nüshasının teslimi de unutulmamalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Miras paylaşma sözleşmesi noter olmadan, el yazısıyla yazılırsa geçerli mi?

Geçerlilik bakımından evet, el yazısıyla da olsa yazılı her düzenleme TMK m. 676/son’daki şekil şartını karşılar; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2020/17-220 E., 2020/726 K. sayılı kararında da mirasçılar arasındaki paylaşımın yazılı şekilde yapılmasının yeterli olduğu vurgulanmıştır. Ancak el yazısı belgenin içeriği, tarihi ve imzalar üzerinde yıllar sonra ciddi tartışmalar çıkabilir; inkâr halinde el yazısı ve imza incelemesi gerekebilir. Ayrıca paylaşılan taşınmazların tapuda devri, tapu sicilinin aradığı resmi şekle tabi olduğundan noter veya tapu memuru huzurundaki imza aşamasına zaten gerekir. Bu nedenle adi yazılı sözleşme hukuken geçerli olsa da, ispat gücü ve işlem kolaylığı açısından sözleşmenin noterde düzenlenmesi güvenli yoldur. Noter masrafı, olası bir iptal davasının maliyetiyle karşılaştırıldığında çoğu zaman küçük kalır.

Kardeşlerimden biri miras paylaşma sözleşmesini imzalamazsa ne olur?

İmza atmayan mirasçı bakımından paylaşma gerçekleşmez ve tereke üzerindeki elbirliği ortaklığı o mirasçıyla birlikte sürer. Katılan mirasçılar, katılmayanın miras payına ve saklı payına tecavüz etmeyecek biçimde hiçbir kısmi paylaşma yapamaz; çünkü paylaşma terekenin bir bütün olarak paylaştırılması esasına bağlıdır. Bu durumda çözüm yargısal taksimdir: herhangi bir mirasçı TMK m. 642 uyarınca sulh hukuk mahkemesinden mirasın paylaşılmasını isteyebilir; hâkim malları aynen, olanak yoksa satış yoluyla paylaştırır ve katılmayan mirasçıyı da bu kararla bağlar. Taksim davası, zamanaşımı gibi süre sınırlarından bağımsız olarak her zaman açılabilir; ancak dava, masraf ve süre bakımından sözleşme yolundan daha yorucudur. İmza atmama bazen pazarlık aracıdır; bu durumda denkleştirme bedelinin yeniden müzakere edilmesi, aracı bir çözüm olarak gündeme gelebilir.

Miras paylaşma sözleşmesi yaptık; tapu devri nasıl ve ne süre içinde yapılır?

Paylaşma sözleşmesi tereke mallarının hangi mirasçıya geçeceğini karara bağlar; taşınmazlar için mülkiyet değişikliği ise tapu kütüğünde tescille gerçekleşir. Uygulamada mirasçılar öncelikle veraset ilamını ve paylaşma sözleşmesini tapu müdürlüğüne sunar; tapu, tescil için kendi aradığı resmi şekle uygun işlem yapılmasını ister. Paylaşma sözleşmesinde tapu devirleri için bir termin belirlenmesi — örneğin sözleşmenin imzasından itibaren belli bir ay içinde — yaygın ve isabetli bir tekniktir; süre bağlanmamışsa devir, sözleşmenin ifası olarak makul süre içinde istenebilir. Tereddüt çıkmaması için her taşınmazın tapu künyesinin sözleşmede açıkça yazılması ve devir yükümlülüğünün hangi tarafta olduğunun belirtilmesi gerekir. Devir yapılmazsa mirasçı, sözleşmenin ifası için tapu iptali ve tescil davası açabilir.

Paylaşımdan sonra payıma düşen mal başkasına ait çıktı; ne yapabilirim?

Bu durumda TMK m. 679’daki garanti borcu devreye girer. Paylaşmanın tamamlanmasından sonra mirasçılar, paylarına düşen mallar için birbirlerine karşı satım hükümlerine göre sorumludur; yani devraldığınız malın devrinin hukuken engellenmesi veya malın üçüncü kişinin hakkıyla kısıtlanmış olması hâlinde, satıcının ayıba karşı sorumluluğu kurallarına göre diğer mirasçılardan bedelin iadesi ve zararın giderilmesini isteyebilirsiniz. Dikkat edilmesi gereken nokta süredir: garantiye dayanan dava, paylaşma tarihinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar; ileri tarihli muacceliyette süre o tarihten işler. Bir yıllık süre hak düşürücü nitelikte olduğundan, paylaşılan malların ve özellikle devralınan alacakların sağlamlığının paylaşmayı izleyen yıl içinde kontrol edilmesi gerekir. Terekede özgülenen bir alacağın borçlusu iflas ederse, adi kefil sorumluluğu kurallarına göre diğer mirasçılara başvurmak da mümkündür.

Miras paylaşma sözleşmesi murisin borçlarını da paylaştırır mı?

Murisin borçları, terekenin pasifini oluşturur ve paylaşmadan önce hesaba katılması gereken unsurlardandır. Mirasçılar paylaşma sözleşmesinde borçların hangi mirasçı tarafından, hangi oranda üstlenileceğini serbestçe kararlaştırabilir; örneğin bir kardeşin tüm borçları üstlenip karşılığında belirli bir malı alması geçerli bir düzenlemedir. Ancak bu iç düzenleme, alacaklıları bağlamaz: tereke alacaklıları, alacaklarını tüm mirasçılardan miras payları oranında isteyebilir; mirasçılardan biri borcun tamamını ödediğinde, diğerlerine rücu edebilir. Bu yüzden sözleşmede borç üstlenimi yanına rücu ilişkisinin ve terekedeki borçların dökümünün de yazılması gerekir. Borçların gizlenmesi hâlinde ise mirasçı, yanıltılmış olmasına dayanarak sözleşmenin iptalini veya denkleştirmenin yeniden yapılmasını talep edebilir. Ayrıca ölüm tarihinde borçların terekeden fazla olduğu anlaşılırsa, resmi defter tutulmadan yapılmış bir paylaşmanın geçerli sayılmayacağı unutulmamalıdır.

Yurt dışında yaşayan kardeşim miras paylaşmasına nasıl katılır?

Yurt dışındaki mirasçı, paylaşma sözleşmesini bizzat imzalamak için Türkiye’ye gelmek zorunda değildir; iki temel yol vardır. Birincisi, bulunduğu ülkedeki Türk konsolosluğundan veya yabancı makam önünde apostil ve onaylı tercümeyle düzenlenecek bir vekâletnamede, Türkiye’deki bir vekile paylaşma sözleşmesi imzalama ve gerekirse tapu devrine katılma yetkisi vermektir. Vekâletnamenin kapsamı kritiktir: yalnızca “dava takip” yetkisi içeren belgeler paylaşma sözleşmesi imzasına yetkili sayılmaz; tapu işlemi yapılacaksa bu yetkinin açıkça belirtilmesi gerekir. İkincisi, mirasçının Türkiye’ye gelerek noter veya tapu memuru huzurunda imza atmasıdır. Paylaşma yazılı şekle tabi olduğundan, yurt dışında hazırlanan belgenin imza ve içeriğinin Türk hukukundaki geçerlilik şartlarını karşılaması — tanıma onayı, apostil, tercüme — gerekir. Eksik düzenlenmiş vekâletnameler, tapu işleminin reddi ve paylaşmanın gecemesi sonucunu doğurur.

Sonuç: Miras paylaşma sözleşmesi, doğru kurulduğunda aileleri yıllar süren taksim davalarından, masraflardan ve kırılan ilişkilerden koruyan en etkili hukuki araçtır. Yazılı şekil yeterli olsa da, taşınmaz işlemleri, denkleştirme ödemeleri, borçların üstlenilmesi ve yurt dışındaki mirasçıların katılımı gibi noktalarda küçük bir hata, telafisi zor davaların kapısını aralar. Paylaşmadan önce terekedeki malların ve borçların eksiksiz dökümü, değer tespiti ve tüm mirasçıların sürece dâhil edilmesi gerekir. Miras paylaşma sözleşmenizin kurulması, eksik imza durumlarının giderilmesi veya yapılmış bir paylaşmaya ilişkin haklarınızın değerlendirilmesi için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Yazan: Av. Merve Arı | İstanbul Barosu — Miras Hukuku. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; bağlayıcı hukuki görüş yerine geçmez. Miras paylaşma sözleşmesinin geçerlilik şartları ve sonuçları, terekenin yapısına ve mirasçıların durumuna göre değişebilir.

0

Yorum Gönder