İşe girişte insan kaynaklarının uzattığı evrakların arasında bazen bir de senet bulunur. Kimi zaman buna teminat senedi denir, kimi zaman açık tarihli bono, kimi zaman da zarar doğarsa tahsil edilir şeklinde açıklama yapılır. Özellikle satış, tahsilat, araç teslimi, kasa sorumluluğu veya ekipman kullanımı olan işlerde çalışan birçok kişi, işini kaybetmemek için bu belgeyi ne anlama geldiğini tam bilmeden imzalar.
Problem tam da burada başlar. İşçi çoğu zaman işe alınma baskısı altında olduğu için senedin hukuki sonucunu tartışamaz. Daha sonra işten ayrıldığında, istifa etmediği halde istifa etmiş gibi gösterildiğinde, zimmet veya zarar iddiası ortaya atıldığında ya da doğrudan icra takibi başlatıldığında, imzalanan senet çok ciddi bir risk haline gelir. Büromuzda sıkça karşılaştığımız dosyalarda, özellikle İstanbul gibi iş gücü hareketliliğinin yüksek olduğu yerlerde, işçinin sırf işe girebilmek için boş ya da miktarı sonradan doldurulmuş senet imzaladığı görülmektedir.
Agitation kısmı daha da önemlidir: Birçok çalışan senedi imzaladığı için artık kesin borçlu olduğunu düşünür ve hakkını hiç aramaz. Oysa iş hukukunda işçinin korunması ilkesi, hizmet sözleşmesinin niteliği ve Yargıtay uygulaması birlikte değerlendirildiğinde, işverence alınan her senedin tahsil kabiliyeti yoktur. Uygulamada görüyoruz ki senedin üzerinde imza bulunması tek başına yeterli değildir; senedin hangi ilişkinin teminatı olduğu, gerçek bir zarar bulunup bulunmadığı, işverenin bu zararı nasıl ispatladığı ve senedin ne şartlarda alındığı belirleyici olur.
Çözüm ise belgeyi yalnız başına değil, iş ilişkisinin bütünü içinde değerlendirmektir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32 ve 38. maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 776. maddesi ve Yargıtay içtihatları birlikte okunduğunda; işçiden alınan senedin çoğu uyuşmazlıkta mutlak ve sınırsız güvence sağlamadığı görülür. Bu nedenle İstanbul avukat veya İstanbul iş hukuku avukatı desteği arayan çalışanlar için ilk adım, imzalanan senedin türünü ve dayandırıldığı iddianın gerçekten hukuka uygun olup olmadığını tespit etmektir.
Evet, işveren işçiye senet imzalatabilir; ancak bu senet her durumda geçerli sayılmaz.
Evet, uygulamada işverenler işçiden senet almaktadır; fakat bu, senedin otomatik olarak geçerli ve tahsil edilebilir olduğu anlamına gelmez. İş hukukunda işçi ile işveren arasındaki güç dengesi eşit kabul edilmez. Bu nedenle iş sözleşmesinin kurulması sırasında işçi aleyhine alınan belgeler dar yorumlanır.
4857 sayılı İş Kanunu m. 32 uyarınca ücretin kural olarak Türk parası ile ve banka benzeri güvenli ödeme yollarıyla ödenmesi esastır. İş Kanunu m. 38 ise ücret kesme cezasını sınırlı şekilde düzenler. Buna göre işverenin keyfi yaptırım mekanizması kurması mümkün değildir. Sadece senet imzalatılarak işçiye sınırsız bir ödeme yükümlülüğü yüklenmesi, iş hukukunun koruyucu yapısıyla bağdaşmaz.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 420 de hizmet sözleşmelerinde sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulunun geçersiz olduğunu açıkça belirtir. Bu nedenle senet, gerçekte işçiyi baskı altına almak, işten ayrılmasını zorlaştırmak veya belirsiz zarar ihtimaline karşı peşin yaptırım yaratmak amacıyla alınmışsa, mahkeme bu belgeye kuşkuyla yaklaşır.
Evet, işe girerken alınan teminat senedi çoğu zaman sıkı denetime tabidir.
Evet, işe girişte alınan teminat senetleri Yargıtay tarafından ticari ilişkilerdeki senetlerden farklı değerlendirilir. Çünkü burada taraflardan biri ekonomik olarak güçlü işveren, diğeri ise işe ihtiyaç duyan işçidir. Bu nedenle salt kambiyo hukuku mantığıyla değil, işçinin korunması ilkesiyle hareket edilir.
Yargıtay 9. HD, 2008/26781 E., 2008/22092 K., 25.07.2008 tarihli kararında ve Yargıtay 22. HD, 2016/18621 E., 2019/16459 K., 17.09.2019 tarihli kararında; iş ilişkisinin başlangıcında işçiden senet, istifa veya benzeri belgeler alınmasının yaygın bir uygulama olduğuna dikkat çekilmiş, bu nedenle tanık dahil takdiri delillerin değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, işçinin teminat senedi iddiasını yalnızca yazılı belgeyle ispat etmek zorunda bırakılmaması açısından önemlidir.
Büromuzda sıkça karşılaştığımız bir örnek şudur: İşveren senedin şirket malzemesi için alındığını söyler; ancak hangi malzemenin teslim edildiğini, ne zaman eksildiğini veya ne zarar doğduğunu somut olarak ortaya koyamaz. Böyle durumlarda senet, çoğu zaman belirsiz bir baskı aracına dönüşür ve mahkemeler bunu işçi aleyhine sınırsız borç kabul etmez.
Hayır, boş senet ya da sonradan doldurulan senet işveren için tek başına güvenli değildir.
Hayır, işçinin işe girerken imzaladığı boş senet veya sonradan doldurulduğu iddia edilen bono, işveren açısından otomatik güvence oluşturmaz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 776, bonoda bulunması gereken zorunlu unsurları sayar. Senedin kambiyo senedi niteliği taşıyıp taşımadığı, içerdiği unsurlara ve doldurulma biçimine göre ayrıca değerlendirilir.
Ancak asıl mesele sadece şekil değildir. İş hukukunda sorun, bu senedin hangi amaçla alındığıdır. Eğer işveren, belirsiz bir gelecekte doğabilecek her türlü zarar için önceden açık bono alıyorsa, bu durum çoğu kez iş ilişkisini baskı altında sürdürme sonucunu doğurur. Uygulamada görüyoruz ki işçi çoğu zaman miktarı boş bırakılmış veya tarih kısmı sonradan doldurulabilecek senet imzalamaktadır. Böyle bir senet daha sonra icraya konulduğunda işçi, menfi tespit davası, istirdat davası veya takibe itiraz yollarına başvurabilir.
Yargıtay 9. HD, 2021/3076 E., 2021/9789 K., 01.06.2021 tarihli kararında da iş ilişkisinden kaynaklanan senet uyuşmazlığında senedin hangi hukuki nedene dayandığı ve gerçekten teminat amacıyla verilip verilmediği titizlikle incelenmiştir. Buradan çıkan temel sonuç şudur: İşveren, yalnızca işçinin imzasına dayanarak sınırsız alacak iddiasında bulunamaz.
Hayır, işveren gerçek zararını ispatlamadan senet bedelinin tamamını isteyemez.
Hayır, iş hukukunda teminat amacıyla alınan senetler, işverenin ispatlayabildiği gerçek zarar veya belirli alacak kadar sonuç doğurabilir. Bu nokta Yargıtay içtihatlarında açık biçimde ortaya konulmuştur.
Yargıtay 9. HD, 2015/24338 E., 2017/18249 K., 15.11.2017 tarihli kararında; işçiden teminat olarak alınan senet sebebiyle işçinin borcunun, işverene verdiği zarar veya yedindeki nakit miktarı ile sınırlı olduğu, zararı ve işçiden alacağı bulunduğunu işverenin ispatlaması gerektiği vurgulanmıştır. Aynı doğrultuda Yargıtay 9. HD, 2017/6563 E., 2017/17139 K., 01.11.2017 tarihli kararında da, teminat senedinin ancak ispatlanan zarar miktarı kadar sonuç doğurabileceği belirtilmiştir.
Bu yaklaşım çok önemlidir. Çünkü birçok işveren, işçinin kasada açık verdiğini, müşteri tahsilatını eksik teslim ettiğini, aracı hasarlı kullandığını veya ekipmanı kaybettiğini ileri sürerek doğrudan senet bedelinin tamamını talep etmektedir. Oysa zarar gerçekten doğmuş mu, miktarı net mi, işçi o zarardan sorumlu mu, başka çalışanların etkisi var mı gibi sorular cevaplanmadan doğrudan tahsil yoluna gidilmesi çoğu dosyada hukuken sorunludur.
Evet, işçi icra takibiyle karşılaşırsa hukuki yol vardır.
Evet, işveren senedi icraya koymuşsa işçi çoğu durumda tamamen çaresiz değildir. İzlenecek yol, takibin türüne, tebligat tarihine ve eldeki delillere göre değişir. Kambiyo senedine dayalı icra takibinde süreler kısa olduğu için hızlı hareket etmek gerekir.
İlk aşamada senedin teminat amacıyla verildiği, boş olarak imzalandığı, sonradan doldurulduğu, gerçek zarar bulunmadığı veya miktarın fahiş olduğu yönünde itiraz ve savunmalar geliştirilir. Takibin niteliğine göre icra mahkemesinde itiraz, genel mahkemede menfi tespit davası ya da ödeme yapılmışsa istirdat davası gündeme gelebilir. Eğer işveren senedi kötü niyetli şekilde kullanmışsa kötü niyet tazminatı tartışması da doğabilir.
İstanbul’da uygulamada, özellikle işçinin işe giriş evrakları, bordrolar, görev tanımı, zimmet fişleri, teslim tutanakları, şirket içi yazışmalar, WhatsApp mesajları ve tanık anlatımları birlikte değerlendirilmektedir. İstanbul iş hukuku avukatı desteği alınmasının temel nedeni de budur: Senet uyuşmazlığı tek başına bir belge meselesi değil, tüm iş ilişkisinin yeniden kurulması meselesidir.
Evet, bazı senetler cezai şart veya baskı aracı sayılabildiği için ayrıca geçersizlik tartışması doğurur.
Evet, senedin görünürde teminat, gerçekte ise işçiyi işten ayrılmaktan alıkoyan veya işveren lehine tek taraflı yaptırım oluşturan bir ceza aracı olması mümkündür. TBK m. 420, sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulunu geçersiz sayar. Bu yüzden örneğin iki yıl dolmadan işten ayrılırsa şu kadar para öder şeklinde tek taraflı düzenlemeler sıkı denetime tabi tutulur.
Elbette her eğitim gideri, ekipman teslimi veya gerçek zimmet ilişkisi geçersiz değildir. Ancak işverence hazırlanan matbu belgede işçiye hiçbir pazarlık alanı bırakılmadan, hangi zararın nasıl hesaplanacağı belirsiz şekilde yüksek meblağlı senet alınması, çoğu zaman işçi aleyhine dengesiz bir yapı doğurur. Uygulamada görüyoruz ki mahkemeler bu tür belgeleri sadece başlığa bakarak değil, fiili ilişkiye bakarak değerlendirir.
Bu nedenle senet üzerinde teminat içindir, işten ayrılırsa tahsil edilir ya da şirkete zarar halinde kullanılacaktır gibi kayıtlar bulunması tek başına işvereni korumaz. Mahkeme, gerçekten ölçülü bir güvence mi kurulduğunu yoksa işçiyi baskı altına alan hukuka aykırı bir mekanizma mı yaratıldığını araştırır.
Evet, işçi senet imzalamadan önce ve imzaladıktan sonra atması gereken somut adımlara sahiptir.
Evet, en doğru yaklaşım süreci erken aşamada kontrol altına almaktır. Senet henüz imzalanmadıysa, neyin teminatı olduğu, miktarın neden belirlendiği, hangi olayda kullanılacağı, karşılığında teslim edilen eşyanın ne olduğu ve ayrıca zimmet tutanağı bulunup bulunmadığı mutlaka sorulmalıdır. Boş senet, açık tarihli belge veya sonradan doldurulabilir evrak imzalanmamalıdır.
Senet zaten imzalandıysa da hak tamamen kaybolmuş değildir. İşe giriş evrakları, insan kaynakları mesajları, tanıklar, teslim tutanakları, maaş bordroları ve varsa işverenin senedin neden alındığını açıkladığı yazışmalar korunmalıdır. İşten ayrılık sürecinde imzalatılan ibraname, istifa dilekçesi ve senet bağlantılı diğer belgeler de birlikte incelenmelidir. Özellikle icra tebligatı geldiyse, süre kaçırılmadan profesyonel destek alınması önemlidir.
Büromuzda sıkça karşılaştığımız dosyalarda, işçi sadece senedin fotokopisini bile sakladığı için sonradan senedin boş verildiğini, miktarın sonradan işlendiğini veya senetle birlikte baskı amaçlı başka belgeler imzalatıldığını ispatlayabilmektedir. Bu nedenle küçük görülen belgeler, davanın seyrini tamamen değiştirebilir.
Sık Sorulan Sorular
İşe girerken imzalanan senet otomatik olarak geçerli midir?
Hayır, otomatik olarak geçerli değildir. İş hukukunda bir belgenin geçerliliği yalnızca imzanın varlığına bağlanmaz. Senedin hangi amaçla alındığı, işverenin gerçek zararının bulunup bulunmadığı, işçinin baskı altında kalıp kalmadığı ve iş ilişkisinin koşulları birlikte değerlendirilir. Yargıtay uygulaması, işe girişte alınan teminat senetlerine kuşkuyla yaklaşmakta ve işçi lehine yorum ilkesini öne çıkarmaktadır.
Boş senet imzaladım, sonradan doldurulursa ne yapabilirim?
Boş senedin sonradan doldurulması halinde, senedin veriliş amacı ve doldurulma biçimi büyük önem taşır. İcra takibi başlatılmışsa süreler kaçırılmadan itiraz edilmeli, ayrıca menfi tespit davası seçeneği değerlendirilmelidir. İşe giriş evrakları, tanık beyanları, mesaj kayıtları ve senedin neden alındığını gösteren tüm belgeler ispat açısından değer taşır. Bu tür dosyalarda erken müdahale, çoğu zaman sonucun yönünü değiştirir.
İşveren şirket aracı veya kasa açığı için senet alabilir mi?
Belirli bir zimmet, teslim veya tahsilat ilişkisi varsa işveren elbette hukuki güvence arayabilir; ancak bu güvence sınırsız ve belirsiz olamaz. İşverenin gerçekten teslim edilen para, eşya veya araçla bağlantılı somut zararını ispatlaması gerekir. Senet, otomatik ceza aracı gibi kullanılamaz. Mahkeme, zararın doğup doğmadığını ve miktarını ayrıca inceler; salt senet var diye tüm bedelin tahsiline karar verilmez.
İcra takibi başladıysa işçi mutlaka borcu ödemek zorunda mıdır?
Hayır, mutlaka ödemek zorunda değildir. Takibin türüne göre kambiyo hukukundan doğan kısa süreli itiraz imkanları bulunur. Ayrıca işçi, borçlu olmadığının tespiti için menfi tespit davası açabilir. Eğer ödeme baskı ile yapılmışsa sonrasında istirdat davası da gündeme gelebilir. Burada kritik nokta tebligat tarihidir; birkaç günlük gecikme bile savunma imkanlarını daraltabilir.
İşveren senetle birlikte istifa dilekçesi veya ibraname de imzalattıysa ne olur?
Bu durumda belgelerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Özellikle işe girişte veya iş ilişkisi devam ederken alınan matbu istifa dilekçeleri ve işçi aleyhine düzenlenmiş tek taraflı ibra belgeleri çoğu zaman ciddi ispat tartışması doğurur. TBK m. 420 kapsamında ibra ve ceza koşulu yönünden özel koruma vardır. Uygulamada senet, istifa ve ibraname birlikte kullanılarak baskı kurulması halinde mahkemeler bütünlüklü bir değerlendirme yapmaktadır.
Bu konuda hukuki destek almak için bizimle iletişime geçin.

